Vişne suyu kolon kanserini engelliyor

Vişne suyunun ağrı kesici, ateş düşürücü ve uyku sağlayıcı özelliğini biliyor muydunuz? Günde sadece bir bardak vişne suyu tüketimi, vücudunuzun günlük antioksidan ihtiyacını karşılıyor. A vitamini bakımından en zengin meyvelerden biri olan vişne ile ilgili Michigan State Üniversitesi bir araştırma yaptı. Buna göre; vişnenin içeriğinde bulunan antosiyonellerin, ateşlenmeyi tetiklediği iddia edildi. Ayrıca ön araştırmalar; vişnedeki antosiyonellerin kolon kanseri riskini de önemli ölçüde azalttığını gösterdi.

Kaynak : Sabah

Uykunun azı da çoğu da kilo aldırır

Çok fazla ya da az uyumak, kilo aldırıyor. Women's Health dergisinin ekim sayısındaki bir haberde; Laval Üniversitesi'nin yaptığı araştırma sonucunda, günlük doğru uyuma süresinin 7-8 saat arasında olduğunun belirlendiği belirtildi. Araştımayı yapan Dr. Jean Philippe Chaput, şöyle konuştu: "Gereğinden az uyunduğunda, iştah bastırıcı leptin hormonu azalıyor ve iştah açıcı etkisi olan hormon artıyor. Aşırı uyku da, daha az hareket anlamına geliyor ve daha az kalori yakımına yol açıyor. Boş vakitlerinizde hareket edin."

Kaynak : Sabah

Sebzeleri mevsiminde tüketin

* Tüm sebze ve meyveler ucuzladığı dönemlerde tüketilmelidir.
* Çiğ tüketmeye çaba sarf edilmelidir.
* Yenilebilen kabukları soymayın. Soymanız gerekiyorsa mümkün olduğunca ince soyun. Birçok vitamin ve mineral, sebze ve meyvelerin özellikle dış yapraklarında, kabuğunda veya kabuğun hemen altındaki kısımlarında bulunur.
* Günde en az beş porsiyon sebze ve meyve tüketmeli. Sebze ve meyvenin en az iki porsiyonu yeşil yapraklı sebze, portakal, limon gibi turunçgiller veya domates olmalı.

Kaynak : Sabah

Yumurtayı maydanozla yiyin

Yumurtada bulunan kolin maddesinin zekanın gelişmesi, hafıza ve öğrenme açısından önemli olduğunu, bu açıdan çocukların yumurta tüketmesinin gerekliliğini anlatan Dr. Ender Saraç, yumurtanın çok iyi bir demir kaynağı olduğuna da işaret ediyor. Dr. Saraç, "Yumurtadaki demirden yararlanmak için, yanında C vitamini açısından zengin sivri biber, maydanoz, domates gibi narenciye ürünlerinin tüketilmesi yararlı olur" uyarısında da bulunuyor. Yumurtada bulunan lesitinin, kolesterolün kalp damarlarına yapışmasını engellediğini belirten Saraç, haftada en az 3-4 kez yumurta yenmesini öneriyor. Aklınızda bulunsun!

Kaynak : Sabah

Pekmez iştah açıyor

Pekmezin bilmediğimiz pek çok yararlı etkisi var. Uzmanlar, mutfaklarda tekrar eski yerini almasını istedikleri pekmezin yararlarını şöyle sıralıyor:
* Mineral miktarının fazla ve emilim oranlarının yüksek olması nedeniyle hamile ve emziklilerin, tüberkülozlu hastaların ve iyileşme dönemindeki kişilerin diyetinde yer alması önerilmektedir.
* Vücuttaki kanı artırır.
* Enerji verir.
* İştah açar.
* Hamilelikte ve bebeğin gelişiminde çok faydalıdır.
* Mideyi, bağırsakları ve böbrekleri kuvvetlendirir.
* Kan dolaşımını rahatlatır.

Sarmısağın afrodizyak etkisi var!

Sarmısağın sağlığı koruyucu birçok etkisi olduğunu belirten uzmanlar, bu etkileri şöyle sıraladı:
* Sarmısak, antibiyotiklere benzer etkiler yaparak bedendeki enfeksiyonlara karşı savaşır.
* Kandaki kolesterol düzeyini düşürür ve kanı sulandırır.
* Yüksek tansiyonu düşürür.
* Kan sekerini düşürür.
* Mide kanserine yakalanma riskini azaltır.
* Kronik bronşiti önler ya da etkisini azaltır.
* Balgam, idrar, safra ve gaz söktürücüdür.
* İştahın açılmasını sağlar ve sindirimi kolaylaştırır.
* Afrodizyak etkisi olduğu da söylenmektedir.

Kilonuzu korumanız için yapmanız gerekenler

Obezite sorununun çığ gibi büyüdüğü günümüzde neredeyse herkes fazla kilolarından şikâyetçi. Fakat zayıflama yöntemlerinin birçoğunun ortak noktası; ne yazık ki oldukça sağlıksız olmaları

Zayıflamak zor değil önemli olan kalıcılığı
Kişilerin zayıflamak için mucize araması ve genellikle bu konuda sabırsız olmaları, dünyada ve ülkemizde zayıflama sektörünün oluşmasına ve neredeyse her gün yeni bir zayıflama yönteminin icat edilmesine yol açıyor. Zayıflamada kalıcılığın nasıl sağlanacağını Alman Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Şeber anlattı:

NEDEN DERT DEĞİL?

Zayıflamanın tek kuralı vardır, o da besinlerle alınan günlük enerjiden daha fazlasını harcamak. Bu nedenle bilimsel olmayan bütün zayıflama yöntemlerinin yanında, düşük kalorili ve son derece tehlikeli diyetler verilir. Kişi aldığı enerjinin oldukça azalmasına bağlı olarak hızla kilo kaybederken, bunun nedeninin uyguladığı diyetin olduğunu düşünmez. Tam aksine, denediği yöntemi "mucize" olarak değerlendirir.

3 ALTIN ANAHTAR

# Kişiye özel beslenme: Kişinin beslenme programı parmak izi gibidir, sadece kendine özeldir. Zayıflama diyetlerinde de kural değişmez. Çünkü beslenme programının başarı sağlayabilmesi için beslenme programının yaş, cinsiyet, vücut yapısı, sağlık durumu, kan tablosu, sosyal yaşam, iş koşulları ve beslenme alışkanlıkları gibi birçok faktör göz önünde bulundurularak düzenlenmesi gerekir. Bu şekilde hazırlanan bir programın başarısızlık ihtimali oldukça düşüktür.

# Düzenli fiziksel aktivite: Egzersiz, günlük harcanan enerjiyi arttırması nedeni ile kilo yönetiminde başarı sağlanmasında önemli rol oynar. Haftada 3 kez, 45-60 dakika enerji harcamasını arttıran egzersizlerin yapılması genel sağlığın korunması için önemlidir. Fakat bir egzersiz programına katılma imkânı olmayanlarında günde 45 dakika orta tempolu yürüyüş yapması gerekir.

# Yaşam Stili Değişikliği:

Zayıflama programı süresince sürdürülen sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite uygulamaları alışkanlık haline getirilmelidir. Bu basamakta kişiye diyetisyeni, egzersiz antrenörü ve danışman psikolog yardımcı olmalıdır.

ZAYIFLADIM YA ŞİMDİ

Zayıflama programını tamamladıysanız ve istediğiniz kiloya ulaştıysanız yapmanız gerekenlerin bittiğini sanmayın. Esas göreviniz şimdi başlıyor: Eğer zayıflama programı bittikten en az 2 yıl sonra 3 kilodan fazla almadıysanız başarılı olduğunuzu gururla söyleyebilirsiniz.

Kilonuzu korumak için yapmanız gerekenler:

# Zayıflama programında iş birliği yaptığınız profesyoneller (diyetisyen, egzersiz uzmanı vs.) ile ilişkinizi koparmayın.

# İstediğiniz kiloya ulaştıktan sonra da uzmanlar ile başta ayda bir, sonra 3 ayda bir, sonra da 6 ayda bir görüşmeyi ihmal etmeyin.

# Eğer tekrar kilo almaya başladıysanız sebeplerini belirleyin ve çözümler için uzmanınız ile çalışmaya bir süre daha devam edin.

# Yeni alışkanlıklarınızı devam ettirmek için kendinize motivasyon yolları yaratın.

HAFTADA YARIM KİLO

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre haftalık sağlıklı kilo kaybı 500 gram ila 1 kilo arasında olmalıdır. Daha hızlı kilo vermekse birçok sağlık sorununa yol açabilir. Haftada 1 kg'dan daha fazla kilo vermek size mutlu edici gelebilir, ama bu durum ileride daha mutsuz olmanıza neden olacaktır. Çünkü hızlı kilo kayıplarında; kas kitlesinden ve vücut suyundan kayıplar yaşanır. Vücut yağ dokusunda azalma olmaz. Metabolik hız yavaşlar ve daha sonraki dönemlerde kilo vermek ve korumak zorlaşır.

Kaynak : Yeni Şafak

Ağız kokusunu gidermek için neler yapılmalıdır?

*Öncelikle ağız kokusunun ağız içi bir nedenden kaynaklanıp kaynaklanmadığı bir dişhekimi tarafından tespit edilmelidir.

* Ağız içinde çürük dişler , kanayan dişetleri , iyi temizlenmemiş protezler varsa gerekli tedaviler yapılmalıdır.

* Diş ve dişetleri sağlıklı hale getirildikten sonra bu durumun korunması için düzenli olarak diş fırçası ve diş ipi kullanılmalıdır

*Ayrıca dilin üzeri de mutlaka fırçalanmalıdır. Bu iş için özel olarak üretilmiş dil fırçalarının kullanılması
daha da uygundur.

*Şekersiz sakız çiğneyerek tükürük akışını arttırmak gıda artıklarının temizliğine katkıda bulunacaktır.

*Ağız gargaralarının kullanımı ağız kokusunun azalmasına yardımcı olacaktır./_newsimages/5248884.jpg

*Eğer dişhekimi ağız temizliğinin yeterli olduğunu tespit ederse o zaman ağız dışı kaynaklar araştırılmalı ve konunun uzmanı ile görüşülmelidir.

AĞIZ KOKUSU NEDİR?

Ağız kokusu bireylerin hem sağlığını hem de sosyal yaşamını doğrudan etkileyen bir sorundur.

Ağız kokusu ; bazı bakterilerin ağız içindeki gıda artıkları ile birleşerek oluşturduğu hoş olmayan kokudur.

Bu sorun genellikle ağız içi nedenlerden kaynaklanmaktadır,ancak daha az sıklıkla olmakla birlikte bazı sistemik hastalıkların da ağız kokusuna neden olduğu bilinmektedir.

Bu koku özellikle sabahları ağızda belirgin halde hissedilir. Ancak sağlıklı bireylerde ; sabahları oluşan bu koku dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanılması ile ortadan kalkar.

Ağız bakımı sağlanmasına rağmen koku devam ediyorsa, dişhekimine başvurulmalıdır.

AĞIZ KOKUSUNUN NEDENLERİ

*Diş aralarında , dil üzerinde ve diğer çevre dokularda kalan yiyecek artıklarının ağız içindeki bakteriler aracılığı ile kötü kokulu bileşiklerin oluşmasına sebep olmaktadır.

*Ayrıca ; ağız bakımı eksikliğine bağlı olarak oluşan bu ortamda , diş çürükleri ve dişeti hastalıkları da meydana gelerek tabloyu ağırlaştırmaktadır.

*İyi temizlenmeyen protezler de benzer şekilde ağız kokusunun daha şiddetli hissedilmesine neden olmaktadır.

* Tükürük ağızda kokuya neden olan gıda artıklarının temizlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Bazı ilaçların sürekli kullanımında, tükürük bezleri ile ilgili hastalıklarda veya sürekli ağız solunumu yapan kişilerde, tükürük azlığına bağlı olarak ağız kokusu gelişebilir.

*Yediğimiz bazı yiyecekler de ( soğan , sarımsak , et , balık , peynir vb.) nefesimizin kötü kokmasına neden olabilir. Dişlerin ve dilin temizlenmesi ile bu koku ortadan kalkmaz.Kokuya neden olan yiyecek vücuttan bütünüyle atılana dek koku devam edecektir.

*Benzer şekilde tütün ürünleri ve alkol de ağız kokusuna neden olurlar. Bu alışkanlıklardan bütünüyle vazgeçmedikçe ağız kokusu devam edecektir.

Kaynak : Hürriyet

Stresle Başa Çıkmanın Yolu

Çağın hastalığı olarak nitelendirilen strese en iyi dayanan kişiliklerin hoşgörülü ve esnek yapıya sahip olan insanlar olduğu kaydedildi. Acıbadem Tıp Merkezi’nden Psikolog Ayşegül Aydın, strese dayanıklı olabilmek için katı olmamak gerektiğini belirterek, strese en dayanıklı olanların dünyaya ve insanlara hoşgörüyle yaklaşan, esnek kişilik yapısına sahip insanlar olduğunu ifade etti.

Psikolog Ayşegül Aydın, yaptığı açıklamada, stresle baş edebilmenin yollarına ilişkin bilgi verdi. Aydın, stresi kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına gösterdiği tepki durumu olarak tanımlarken; kaygı, aşırı uyarılmışlık hal, engellenme, duygusal çöküntü, gerginlik ve çatışmaların stresi ortaya çıkardığını kaydetti.

Stresi; günlük stresler (trafik sıkışıklığı ve ev yaşamındaki sıkıntılar, aksamalar), gelişimsel stresler ve hayat krizleri olarak üçe ayıran Aydın, gelişimsel streslerin, kişinin kronolojik yaşıyla bağlantılı yaşanan ergenlik, orta yaş krizleri, menopoz dönemi krizler, hayat krizlerinin ise, insan hayatına önemli ölçüde yön veren, etkileyebilecek olaylar, ölümler, boşanmalar, ayrılıklar, hastalıklar olarak sıraladı.

STRESİN EN ÇOK YAŞANDIĞI MESLEKLER

Genel anlamda stresin, kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına gösterdiği tepki olarak da ifade eden Psikolog Aydın, günlük yaşam krizlerinin ve mücadelenin çok fazla yaşandığı ve başa çıkmanın zorlaştığı meslekler; öğretmenlik, polislik, fiziki koşulları zorlayıcı, tozlu, gürültülü, aşırı sıcak ya da soğukta çalışılan işler, vardiyalı ya da gece işleri; yoğun rekabet ve zaman baskısı altında çalışan cerrahlar ve gazetecilerin en çok stres yaşayan meslekler arasında saydı.

“STRESE EN İYİ DAYANANLAR HOŞGÖRÜLÜ VE ESNEK KİŞİLER”

Strese dayanıklı olabilmek için katı olmamak gerektiğine dikkat çeken Ayşegül Aydın, “Esnek yapıyı insan ilişkilerine yansıtmak, en küçük hatalarda parlamamak, affedici olmak, şans vermek gerekiyor” dedi. Aydın strese dayanıklı esnek kişiliklerin özelliklerini de şöyle sıraladı:

“.Esnek kişilik yapısında kişiler iş ve sosyal çevrelerinden kopuk olmayan

.Olaylara daha geniş açıdan bakabilen

. İyi iletişim kuran

.Rekabet, saldırganlık, gibi durumlarını kontrolde tutabilen

.Yaşamdan ve insanlardan olumlu beklentileri olan

.Gelecek planları bulunan

.Mücadele ve değişiklikten zevk alan

.Aşırı mükemmeliyetçi olmayan

.Her şeyi kontrol saplantıları bulunmayan

.Hoşgörülerini hep en üst düzeyde tutmaya çalışan.”

STRESLE BAŞETMEDE STRATEJİ ÖNEMLİ

Stres yönetiminde başarısız olan kişilerin yanlış baş etme stratejilerini çok kullandığını belirten Aydın, “Ya uygun olmayan kaçma, saldırganlık ya da içe kapanma gibi davranışlar geliştiriyorlar. Ya da çok fazla mücadele ederek kendi imkanlarını zorluyorlar. Başarısız olunca da alkol ve sigaraya başvuruyor ki bu da uzun vadede fizyolojik ve psikolojik bağımlılığa yol açıyor. Bir diğer yanlış strateji, kendini aldatmaya yönelik davranışlar; görmezden gelme, başkalarını suçlama, inkar gibi” diye konuştu.

Stresle baş edebilmek için fiziki aktivitelerin yapılması önerisinde de bulunan Aydın, bunun doğru nefes teknikleri ve bir takım gevşeme teknikleri ile birlikte uygulanmasının daha yararlı olacağı ifade etti. Aydın, bedende rahatlama sağlanmasının bireyin duygu ve düşüncedeki olumsuzluklarla çok daha kolay baş edebilmesini sağlayacağını vurguladı. Ağır sporları önermediklerini, sevilen fiziksel egzersizlerin yapılması gerektiğine işaret eden Aydın, “Zorlanmadan yapabilecekleri açık hava yürüyüşlerinin bile çok yararlı olduğuna inanıyoruz. Bu aynı zamanda kaliteli ve derin uyku alınmasını da sağlar ki bu durum stresle baş etme için önemli faktörlerden biridir” dedi.

Kaynak : Hürriyet

Aclık Hissettirmeyen Diyet

Ben aç kalmaya hiç dayanamam, abur cuburu çok severim’ diyorsan, bu diyeti uygulayabilirsin. Diyeti tam olarak uyguladığında hiç açlık hissetmeden haftada 1,5 kg. verdiğini göreceksin.

Uyanınca
1 bardak oda sıcaklığında su

Kahvaltı
1 su bardağı şekersiz süt,
1 kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir
1 adet söğüş salatalık, 1 ince dilim kepek ekmeği

Kuşluk
1 porsiyon mevsim meyvesi ya da bir kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir
1 adet galeta

Öğle
4 köfte büyüklüğünde (120 gram), et, tavuk, balık ya da 6 çorba kaşığı kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek
1 su bardağı kaymaksız yoğurt
1 porsiyon yağsız limonlu söğüş salata
1 ince dilim ekmek

İkindi
Bir porsiyon mevsim meyvesi
Şekersiz çay
1 kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir
1 adet galeta

Akşam
Öğle yemeğinin benzeri
(20.30'da ve 21.30'da) 1 porsiyon mevsim meyvesi, istenirse (22.30'da) 1 kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir ve 1 adet galeta

Yatarken
1 bardak oda sıcaklığında su

Kaynak : Hürriyet

Açlık Uyandıran Yiyecekler

Havuç, mısır, bezelye ve patates gibi glisemik indeks değerleri yüksek besinlerin sürekli açlık hissi yarattığını biliyor muydunuz?

Besinlerin, kan şekerini yükseltme hızlarına "glisemik indeks" adı verilir. Her besinin, yemek sonrası kan şekerini yükseltme hızı farklıdır. Glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler devamlı açlık hissi yaratırlar. Havuç, mısır, bezelye ve patatesin glisemik indeks değerleri yüksektir. Faydalarına rağmen bu besinler dikkatli alınmalıdır.

Patates: Patates önemli bir C vitamini kaynağıdır. B6 vitamini, bakır, potasyum, manganez, triptofan ve diyet posası içerir. Patates yapısında bulunan bileşikler kan basıncını düşürücü etki gösterir. DNA sentezinden, kan hücrelerinin yapımına, hücreler arası iletişimi sağlayan fosfolipidlerin sentezlenmesine, kalp sağlığını korumaya, beyin ve sinir sisteminin aktivitesine, fiziksel performansın artırılmasına kadar pek çok işlevde görev alır. Ayrıca patates, özellikle kabuğuna yakın kısımlardaki yüksek posa içeriği ile kolesterolün düşürülmesine, kolon kanserinin önlenmesine yardımcıdır.

Havuç: Havuç önemli bir antioksidan kaynağıdır. A vitamini öncüsü beta karotenin çok önemli bir kaynağıdır. K ve C vitamini, diyet posası, potasyum, B6 vitamini, manganez, molibden, B1 ve B3 vitamini, fosfor, magnezyum ve folat içerir. Karotenoidler kalp hastalıkları riskini azaltan, özellikle gece görüşünü sağlayan, maküler dejenerasyona ve katarakt gelişimine karşı koruyucu etki gösteren önemli bileşenlerdir. Ayrıca karotenoid tüketimi pek çok kanser riskini azaltmakta, kan şekeri dengesini sağlamakta, insülin direncini ve yüksek kan şekeri düzeylerini olumlu etkilemektedir. Havuç kolon kanserine karşı da koruma sağlar.

Bezelye: Bezelye besin öğeleri yönünden zengindir. 8 vitamin(K, C, B1, B2, B3, B6, A, folat), 7 mineral (manganez, fosfor, magnezyum, bakır, demir, çinko, potasyum), diyet posası ve protein kaynağıdır. Zengin içeriği sağlığı olumlu etkiler. Kemik sağlığını koruyan önemli besin öğelerini içerir. Bezelye aynı zamanda folik asidin ve B6 vitaminin de önemli bir kaynağıdır. Yapısındaki K vitamini ile de kanın akışkanlığını sağlayarak kalp sağlığını korumaya destek sağlar. Bezelye içeriğindeki C vitamini ile de kanserlere karşı koruyucu etki gösterir.

Mısır: Mısır tiamin (B1 vitamini), folat, diyet posası, C vitamini, fosfor, manganez ve pantotenik asit (B5) içerir. İçeriğindeki zengin folat ve posa nedeniyle kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar. Mısır, akciğer kanseri gelişim riskini önemli düzeyde azaltan beta-kriptoksantin yönünden zengindir. Tiamin için çok iyi bir kaynak olan mısır, hafızanın güçlenmesine yardımcıdır. Ayrıca strese karşı vücudun savunmasını sağlar.

Kaynak : Hürriyet

Kalp sağlığı için egzersiz

Asansör ve yürüyen merdiven gibi olanaklar yüzünden hareket etmeyi adeta unuttuk. Hareketsiz yaşam kalp hastalığı oluşmasında önemli bir risk

Kalp sağlığı için egzersiz
Kalbinizi korumak için düzenli olarak egzersiz yapmaya özen gösterin. Son yıllarda kalp ve damar hastalıklarından korunmada düzenli egzersizin olumlu etkileri daha sıkça vurgulanıyor. Eskiden, kalp rezervini harcamamak adına zamanının çoğunu istirahatte geçirmesi tavsiye edilen kalp yetersizliği olan hastalarda bile günümüzde düzenli egzersizin yararlı etkileri konusunda görüş birliği var. Artık fiziksel aktivitesi olmayan bir yaşam tarzı, sigara, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon gibi majör risk faktörleriyle eşdeğer bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç.Dr. Enis Oğuz, sporun kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini anlattı.

SPOR İÇİN YAŞ ÖNEMLİ

Düzenli yapılan egzersizler; kalp ve akciğer fonksiyonlarını olumlu yönde etkiler, hipertansiyonda kan basıncının düşürülmesine yardımcı olur. Vücuttaki yağ oranını azaltır, total ve LDL (kötü huylu kolesterol) düzeyini düşürür HDL (iyi huylu kolesterol) düzeyini artırır, stres ve depresyona direnci artırır, ortopedik yaralanmaların oranını azaltır. Kalp sağlığını korumak için haftada en az 4 gün 30-60 dakika süreyle egzersiz yapmaya özen gösterilmeli. Bunun için yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilir ya da yüzebilirsiniz. Egzersizleri hafif bir yemeğin ardından 1-2 saat sonra yapın. Açık havada egzersiz yapıyorsanız aşırı soğuk ve sıcak havalarda yapmayın. Yaşınıza, göre sizin için en uygun egzersiz biçimini doktorunuz size söyleyecektir.

Kaynak : Yeni Şafak

Kilolar neden geri alınır?

Verdiğiniz kiloları geri alıyorsanız, bir sorun var demektir. Kilo koruma dönemlerinde bir veya iki kilogramlık artış, beklenen bir durumdur. Daha fazla kilo artışı yaşanmış ise, bunun nedenleri araştırılmalıdır.

Test yaptırmak şart!
Suadiye Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Diyetisyen Oya Yüksek, kaybedilen kiloların neden geri alındığını şu sözlerle açıkladı: "Zayıflama programına başlamadan önce bazı hormon testleri yapılmalıdır. Hormonlardaki herhangi bir sorun, kısa sürede kilo kaybı sağlamada bir problem oluşturmasa bile, ileriki dönemde kilonun kolay kazanılmasını sağlar." Yüksek, yapılan başlıca diyet hatalarını ise şöyle sıraladı:

Başlıca diyet hataları

1- Çok düşük kalorili diyetler yapmak: Her vücudun belli bir kaloriye ihtiyacı vardır. Şok diyetler, kısa süreli kilo kaybı sağlasa bile sonradan kilo almayı hızlandırır.

2- İdeal kilonun da altına inmeye çalışmak: Cinsiyete, boya ve yaşa bağlı olarak herkesin sahip olması gereken bir ideal kilo vardır. Bu kilonun altına düşülmeye çalışıldığında vücut direnç göstermeye başlar ve koruma dönemlerinde hızlı bir kilo artışı gözlenebilir.

3- Yoyo etkisi: Yoyo etkisi, kilo verip tekrar alma döngüsüdür. Bu, sürekli tekrarlandığında metabolizmayı yavaşlatıcı etki gösterir.

4- Yeme davranışlarının uzun süreli değiştirilememesi: Yeme davranışlarının psikolojik nedenleri zayıflama programına başlanırken mutlaka araştırılmalıdır. Bu problemler çözülmediği sürece, kilo artışı tekrar kendini gösterir.

Kaynak : Sabah

Zayıflamak İçin Basit Öneriler

Eğer diyet yapıyor ve beslenmenizi salata, ızgara ve diyet ürünlerle sınırlıyor, ekmeği kıstığınız halde bir türlü kilo veremiyorsanız yanlış yoldasınız! Aşağıdaki basit önerilerle hayat tarzınızda değişiklikler yaparak zayıflayabilirsiniz:

• Ayakta durarak veya yürüyerek daha fazla zaman geçirin.

• Ev veya bahçe işlerine daha çok zaman ayırın.

• Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı yollamayın.

• Telefonla konuşurken ayakta durun.

• Merdivenleri birkaç kalori yakma fırsatı olarak görün ve kullanın.

• Her gün yarım saat daha az televizyon izlemeye çalışın. TV izlerken ütü yapın.

• Kısa mesafelerde araba kullanmayın. Markete gittiğinizde en uzak köşeye park edin.

• Her gün düzenli yürüyüş yapın. Hafta sonları park yürüyüşleri ve bisiklet gezileri yapın, yüzün.

• Fırsat buldukça dans edin.

• İzlemekten zevk aldığınız bir spora başlayın.

• Ev işi yaparken hareketli müzikler dinleyin.

• Öğün atlamayın. Sabah kalktığınızda görebileceğiniz bir yere "kahvaltı et" yazılı bir kağıt asın. Kahvaltıyı akşamdan hazırlayın. Kahvaltı yapmadığınızda hissettiklerinizi bir kağıda yazın.

• Tatlı yemek istediğinde bir bardak su için veya 100’e kadar sayın. Tatlı yemeye başlarsanız 15 kez derin nefes alın.

• Canınız yemek istediğinde kendinizi ince hayal edin.
• Yemeğe başlamadan önce 50’ye kadar sayın.

• Her lokmadan sonra çatalı elinizden bırakın ve bir yudum su için.

• Yemek süresini uzatın. Çünkü tokluk duygusu en erken 10, ortalama 20 dakikada oluşur.

• Kızartmalardan uzak durun.

• Ekmeğe tereyağı sürmeyin.

• Sosları yemeğinizden ayrı olarak isteyin.

• Yağsız sebzeleri tercih edin.

• Kremalı soslu yiyecekleri seçmeyin.

• Bol su için.

• Tatlı yerine, sık yemediğiniz bir meyveyi deneyin.

• Bir öğünde fazla yerseniz, bir sonraki öğünü sadece peynir ve salata ya da yoğurt ve salata ile geçiştirin.

10 altın kural

1- Yemek yaparken ölçülerinizi küçültün. Daha az miktarda yemek yapın.

2- Alışverişe gitmeden önce bir liste hazırlayıp listeye sadık kalın.

3- Kendi siparişiniz olmayan yemekten yemeyin.

4- Yemeğinizi bitirir bitirmez sofradan kalkın.

5- Artan yemekleri içi görünmeyen kaplarda saklayın.

6- Yemeğinize konsantre olun, yemek yerken televizyon seyretmeyin, kitap gazete okumayın.

7- Şişmanlatıcı gıdaları kesinlikle evde bulundurmayın.

8- Tatlıya başlamadan önce biraz bekleyin ve hâlâ gerçekten aç olup olmadığınıza karar verin.

9- Her öğünde bol miktarda su için. (Günde en az 1.5 litre)

10- Bir şeyler atıştırmak istediğinizde sizi oyalayacak uğraşılar bulun.

Kaynak : Hürriyet

Canlı Ciltler İçin İpuçları

Cildinizin parlak, canlı ve gergin kalmasını bunun için çok fazla zaman harcamanıza, market market dolaşmanıza gerek yok. Kolayca bulunan sebze ve meyveleri öğünlerinize eklemeniz yeterli…

• Spagetti sosuna havuç rendeleyin. Varlığını bile fark etmeyeceksiniz ve içerdiği karoten cildinizi besleyecek.

• Ispanağın taze yapraklarını salata için ayırın. Ispanak diğer marul, göbek gibi salata çeşitlerinden daha fazla karoten içerir.

• Yumuşak meyveleri, yoğurtla ve taze meyvelerle karıştırın. Kayısı, şeftali, mango, papaya gibi meyveler günlük beslenmenizdeki karoteni yükseltir.

• Garnitür için şarap bardağının içinde soğutulmuş ya da şampanya serpilmiş ve nane eklenmiş garnitür kavun gibi özel tatlılar cildiniz için yararlıdır.

• Akşam yemeği öncesi atıştırmak için dolapta hazır olarak brokoli bulundurun. Herkesin seveceği şekilde hafifi yağlı olarak servis edin.

• Meyveleri her akşam yemeğinin parçası yapın. Gece için taze ve soğutulmuş meyveleri salata olarak önceden hazırlayın. Yeni lezzetler için mango, papaya gibi tropikal meyveleri seçin. Tropikale yönelin.

• Pastaya veya domates salatasına, brokoli ve taze ıspanak ekleyin. Bunlar hemen hemen her tarife uygundur. Sulu salatalarda domates yerine papaya da konulabilir. Sadece lezzet değil, bol miktarda karoten de almış olacaksınız. Aynı eski portakal suları ya da elma suları yerine, ufkunuzu genişletin ve karoteni yüksek meyve sularını tercih edin.

Kaynak : Hürriyet

Zeka Küpü Besinler

Beslenme uzmanları, bilimsel araştırmaları inceleyip zeka gelişimine en çok katkı sağlayan gıdaları belirledi. İşte beynin çalışmasını artıran besinler...

Çilek: İçeriğindeki fisetin maddesi hafıza kaybının etkilerini azaltıp, bunamayı geciktiriyor.

Bitter çikolata: Magnezyum ve antioksidan içeriğiyle beyne oksijen taşıyarak daha aktif çalışmasını sağlıyor.

Tahıl: Önemli bir B vitamini kaynağı olan tahıllar, kan şekerini dengeliyor.

Patates: Kan şekerini dengeli olarak yükseltiyor bu sayede zeka daha verimli çalışıyor

Yoğurt: İçinde bulunan tirozin isimli madde hafızayı güçlendirip, beyni uyarıyor.

Üzüm suyu: Dopamin salgılanmasını arttırarak problem çözme yeteneğini geliştiriyor.

Leziz tadları görünce dayanamıyor insan tabi ama sınırını da bilmek şart! İşte o sınır foto galerilerde. Tıklayın!

Fasulye: Lif ve protein bir arada özellikle çocuklarda zekayı açıyor.
Kırmızı ve turuncu renkli sebzeler: Özellikle domates, havuç ve kırmızı biberde bulunan antioksidan beynin daha uzun süre sağlıklı kalmasını sağlıyor.

Somon: Omega-3 yağları hem beyni koruyor hem hafızayı güçlendiriyor.

Hergün düzenli olarak kahvaltı yapan kişilerin diğerlerine oranla daha başarılı ve verimli oldukları biliniyor. Yoğun bir güne başlarken; peynir, süt, yumurta gibi protein içeren besinlerden oluşan bir kahvaltı, şekerli çay ve simitten oluşan bir kahvaltıya kıyasla daha iyi sonuç almayı sağlıyor.

"Odaklanma" için ceviz, fındık, fıstık gibi sinirleri kuvvetlendiren yiyeceklerin yenmesini öneriliyor.

Uzmanlar yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini öneriyor. Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyardığını söyleyen diyetisyenler "Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir" önerisinde bulunuyor.
Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlar.

Yağsız kırmızı et: Tam bir demir deposu, özellikle sağlıklı alyuvarlar için vazgeçilmez... Beyin gelişimi için büyük yarar sağlıyor.

Kaynak : Hürriyet

Az su içmek yağı artırıyor

YETERLİ miktarda su tüketilmemesinin, vücutta biriken yağ miktarını artırdığı ve metobolizmayı olumsuz etkilediği belirtildi.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı'nda görevli Diyetisyen Canan Değirmenci, beslenme alışkanlığında yapılan en önemli hatalardan birinin yeterli su içilmemesi olduğunu söyledi. Günlük alınan su miktarı azaldıkça, vücutta depolanan yağ miktarının arttığını belirten Değirmenci, “Az su içildiğinde, vücut kendinde bulunan suyu tutmaya çalışır. Su yediklerimizin sindirilmesi ve emilmesi için gereklidir. Kabızlığın bir nedeni de az su içilmesidir. Kabızlık kilo artışını etkileyen bir bozukluk” dedi.

Yapılan en önemli hatalardan birinin de öğün atlamak olduğunu kaydeden Değirmenci, bu durumda kişinin bir sonraki öğünde doymak bilmediğini, atladığı öğünden çok daha fazlasını yediğini kaydederek, “Öğünü atlama kan şekerinin düşmesi, kabızlık, baş ağrısı, metabolizmanın yavaş çalışmasına neden olarak sağlığı bozar” diye konuştu.

Enerjisi yüksek, besleyici değeri az besinleri sık yemenin de beslenme hatası olduğunu vurgulayan Diyetisyen Değirmenci, “Çayı, kahveyi şekerli içmek, çikolatalara, alkollü içeceklere hayır diyememek, kızartmalara bayılmak, hamur işlerini masadan eksik etmemek kilolara yeni kilolar eklemekten başka hiçbir işe yaramaz” dedi.

‘DOĞRU ALIŞKANLIKLAR EDİNİLMELİ’

Canan Değirmenci, sürekli kilo alıp vermenin zayıflamak isteyen kişilerin en büyük sorunu olduğunu, kısa sürede hızlı şekilde verilen kiloların, metabolizma hızının yavaşlamasına, yeme bozukluklarına, moral bozukluğuna ve başarısızlık duygusuna neden olduğunu söyledi. Bu döngü tekrarladıkça, zayıflamaya çalışan kişilerin kalori gereksinmesinin azaldığını ve daha zor kilo verildiğini kaydeden Canan Değirmenci, sağıklı kilo kaybı ve verilen kilonun korunması için yeme alışkanlıklarında, fiziksel aktivite alışkanlıklarında kısacası yaşam tarzında doğru ve kalıcı değişiklikler yapılması gerektiğini vurguladı.

Kaynak : Hürriyet

Sivilcelere karşı çilek yiyin

Bol miktarda A, B ve C vitaminleri ile kalsiyum, demir ve fosfor gibi mineral maddeler içeren çilek, kansere karşı da önemli bir kalkan.

Uzmanlara göre çilek; kansere karşı koruyucu ve ilerlemesini önleyici özellikler taşıyor. Bağışıklığı güçlendiren ve besin değeri yüksek olan çilek; çocuk felci, ağız ve deri yaralarını oluşturan bazı virüsler için öldürücü etkiye de sahip. Çileğin diğer faydaları şöyle sıralanabilir: Ciltteki sivilce ve aknelere iyi gelir. İdrar söktürücü, romatizma ve gut hastalığı ağrılarını azaltıcı etkisi var. Sinirleri kuvvetlendirip, bağırsak kurtlarını döker ve ateş düşürür. Ancak çok güçlü bir besin olduğu için bazen alerjiye neden olabilir.

Çilek satın alırken; canlı kırmızı renkli ve lekesiz olanları seçin. Satın aldıktan hemen sonra tüketin. Buzdolabında 1-2 gün saklayacaksanız, saplarını koparmadan ve yıkamadan geniş bir kase içinde saklayın. Çilekleri yıkarken saplarını ayıklayın. Taze olarak sofrada yararlanılmasının yanı sıra çileğin pastası, reçeli, marmelatı, kompostosu, dondurması, şırası ve likörü de yapılabilir.

Kaynak : Hürriyet

İştahı kapatmanın yolları var mıdır?

Diyet yapmanın en zor yanı iştahı kontrol etmektir. Oysa pek inandırıcı gelmese de sık beslenip az yemek yemek işin temel sırrı. İşte iştahınızı kapatmanıza yardımcı olacak diğer yollar.

Diyet yapmak isteyip de iştahınıza engel olamıyorsanız, gün içinde sık ve az öğünler yiyerek, iştahın kontrolden çıkmasını önleyebilirsiniz. Yeme isteğini kontrol altında tutmak ve atıştırma krizinden kurtulmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelmek, bol bol su içmek, yiyecekleri iyice çiğnemek ve güç gerektiren egzersizler yapmak gerekiyor.

Vücutta enerji azalır azalmaz beyin, açlık hissetmeye yol açan kimyasal maddeler salgılar. Ancak beynin bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol eder. İşte, sıkıldığımız veya kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi budur. Ayrıca yemeklerin tadı, kokusu veya görüntüsü de açlık duygusuna sebep olabilir. Örneğin, yemek sonrasında canınız, tatlı vitrininde duran o dondurma kâsesinden çekiyorsa bunun sebebi kesinlikle aç olmanız değil, kontrolden çıkan yeme isteğinizdir.

Sık; ama az yiyin

Sık ve az öğünler yemek, iştahın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yoludur. Sağlıklı karbonhidratlara yönelin; çünkü bu besin türü, sindirim sisteminde daha uzun süre kalır ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli tokluk hissi sağlar. Yapılan araştırmalar, tat alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmenin, daha az miktarlarla yetinmeyi sağladığını ortaya koyuyor. Sürekli aynı yemeği yemek de tat alma mekanizmasının iptal olmasına ve kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissetmenize neden olur.

Kaynak : Zaman

Sağlıklı Yemek İçin 25 Öneri

"Ne yemek pişiricem?" bir dert. Ev hanımı iseniz her gün ne yemek pişireceğinizi düşünmekten sıkılmış olabilirsiniz veya evde farklı yaş gruplarından bireyler varsa ve hepsinin özel istekleri varsa işiniz zor.

Organize olmak iyi
Mutfağınızda sağlıklı yemek pişirme temel prensipse, lezzet ve sağlığı aynı anda yakalamakta güçlük çekiyor da olabilirsiniz. Ayrıca bir de kilo vermeye çalışıyorsanız mutfakta ne pişireceğinizi organize etmek iyice zorlaşmış demektir.

Besinleri doğru pişiriyor musunuz?

Mutfakta daha düşük yağ ve kalori için sağlıklı beslenme genel ilkelerini ve evdeki çocukları da düşünerek 25 farklı öneri hazırladık. Faydalı olması dileğiyle...

1. Sebze yemeği yaparken, bir kilo sebzeye iki yemek kaşığı sıvıyağ koyun. Etli sebze yemeklerinde ise dışardan yağ ilavesi yapmanıza gerek yok.

2. Pişirirken yağda kızartma, kavurma yerine haşlama, fırında ızgara veya sulu ısıda pişirme yöntemlerini kullanabilirsiniz.

3. Yemeklere lezzet vermek için sadece yağa ve sosa odaklanmayın. Sebze ve baharatlarla farklı tatlar yaratın.

4. Sos ve çorbaları krema yerine düşük yağlı sütle pişirin.

5. Evde tuzu ve yağı daha az tüketmesi gereken birey varsa herkese aynı tencerede yemek pişirin. Daha sonra bir miktar ayırıp tuz ve yağ ilave edin.

Kurabiyeye şeker yerine kuru meyve

6. Kurabiye ve keklerde şeker yerine kuru meyve veya az miktarda pekmez deneyin.

7. Dondurulmuş patatesi kızartmak yerine bir de fırınlayarak deneyin.

8. Yemek pişirmeye zamanınız yoksa sebzeyi haşlayıp salataya karıştırın veya yoğurtla deneyin.

9. Kek ve ya kurabiyelerde yağı azaltmak için yağsız süt tercih edin.

10. Izgaranızı sadece et, tavuk ve balık için değil, domates, biber, kabak, mantar, soğan dahil diğer tüm sebzeler için deneyebilirsiniz.

Tavuğu haşladıktan sonra yağını alın!

11. Tavaya yağ koymadan pişirme yapmak istiyorsanız biraz su damlatın ve kısık ateşte pişirme yöntemi uygulayın.

12. Fırında yağsız pişirme için yağlı kağıttan faydalanın.

13. Tavuğu haşladıktan sonra suyunu, üzerindeki yağı alıp daha sonra sebze veya çorbalarınıza ekleyebilirsiniz.

14. Katı meyve veya sebze sıkacağından çıkan posayı keklerin içine koyarak posa tüketiminizi artırabilirsiniz.

15. Bir yumurta ve iki yumurta beyazını karıştırın. Tavaya yağ yerine çok az su koyup sebzelerle beraber pişirin.

Canınız börek mi istedi?

16. Çay saati canınız börek isterse bir yufka içine üç yemek kaşığı lor peyniri, biraz maydanozla gözleme şeklinde dörde katlayın. Bir tatlı kaşığı zeytinyağla üç yemek kaşığı light yoğurdu üzerine sürün ve teflon tavada hafif ateşte iki yüzünü pişirin.

17. Pirinç yerine bulgur tercih edin. Glisemik indeksi düşük olan bulgur, kan şekeri seviyenizi dengeler, içerdiği lif ve proteinler pirince göre daha yüksektir. İki yemek kaşığı bulgur bir ince dilim ekmeğe eşittir.

18. Hamurlu ve yağlı tatlılar yerine meyveleri fırınlayın veya kuru meyvelerle tatlı yapmayı deneyin.

19. Meyve suyundan gelen kaloriyi azaltmak için sulandırın veya maden suyuyla karıştırın.

20. Domates ve soğanı yemeklerde bol kullanın. Kalori değeri düşük, su oranı yüksek olduğu için doyurucudur ve antioksidant kapasitesi yüksek.

21. Et veya tavuğun yanına karbonhidrat içeren patates, pilav yerine kalorisi çok düşük olan mantarı seçin. Soğan, domates ve taze sebzelerle sote edebilirsiniz.

22. Patatesi kızartmak yerine fırında sütle pişirmek çocuklarınız için çok daha iyi bir seçimdir.

23. Yulaf, kepek unu ve kuru meyvelerle kendi müslinizi hazırlayabilir, fındık, ceviz, badem ekleyebilrisiniz.

24. Tarçın şeker ihtiyacını azaltır meyve salatası, bitki çayları ve sütünüzün içine eklemeyi deneyin.

25. Evde mutlaka taze sebze ve meyve bulundurun. Çocuğunuzun atıştırma alışkanlığı varsa salatalık, havuç ve minik domateslere farklı şekiller verin.

Kaynak : Hürriyet

Kanserin İlacı Elma

Elma deyip geçmeyin. ABD'de, elma kabuğundaki 'triterpenoids' adlı maddenin, laboratuvar ortamında kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği veya öldürdüğü tespit edildi. Prof. Dr. Hakkı Gökbel, elmanın sağlıklı yaşam için vazgeçilmez meyvelerden olduğunu, ülkemizin hemen hemen her yerinde bol miktarda yetişen elmanın düzenli olarak tüketilmesinin, sağlık açısından yarar sağlayacağını söyledi. Gökbel, elmanın, sağlık açısından bugüne kadar bilinmeyen yararlarının öğrenilmesi ve özellikle çağın neredeyse en önemli sağlık sorunu haline gelen kanserle mücadelede kullanılabilirliğinin tespit edilmesi için gelişmiş ülkelerde çalışmalarının sürdüğünü anlattı. Özellikle karaciğer kanseri, kalın barsak kanseri ve göğüs kanserine karşı koruyucu etkiye sahip olan elmanın bu özelliğinin, elma kabuğunda izole edilen "triterpenoids" adı verilen maddeden dolayı olabileceğinin bilimsel çalışmalarda ortaya konulduğunu anlatan Gökbel, "Daha önce yapılan çalışmalarda elmanın, farelerde meme tümörüne karşı etkili olduğu ortaya çıkmıştı. Bu son çalışma, etkili bir kanser ilacı üretmeye yönelik bir adım sayılabilir" dedi.

Kaynak : Yeni Şafak

Bilinçsiz spor kalp krizini tetikliyor

Uzmanlar, bilinçsiz spor yapılması ve beslenme alışkanlığının değişmesiyle birlikte etkisini gösteren kalp krizinin, genç-yaşlı ayrımı yapmadığı uyarısında bulunuyor.

Kalbe hangi yaşta olursa olsun gereğinden fazla yüklenmenin, tehlikeli ritim bozukluğuna neden olduğunu kaydeden uzmanlar, bu durumun çoğu zaman ölümle sonuçlandığını belirtiyor.

İnsanların bilinçsizce, düzenli olmak yerine sadece akıllarına geldiğinde spor yapmaları ve kilo verme adına çeşitli spor dallarıyla uğraşmaları kalp krizini tetikleyen en büyük faktörler arasında yer alıyor. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Namık Kemal Karayol, kalp krizi riskinin 10-20 yaş arasına kadar indiğini, özellikle gençlerin fazla efor sarf edilmesi ile birlikte gelen göğüs ağrılarını mutlaka dikkate almaları gerektiğini vurguladı.

Kalp krizinin artık her yaşta görülebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Eryol, hipertansiyon, obezite, sigara ve alkol problemi olan insanların, çok daha dikkatli olması gerektiğine değindi. Eryol, Türkiye'de genellikle kilolu olan vatandaşların spor salonlarına giderek kısa sürede kilo verebileceğini, yine aynı şekilde halı sahalarda futbol maçları yaparak fazla kilolarından kurtulabileceği düşündüğünü ifade etti. Eryol, "Genellikle halı sahalar bu amaçlar için kullanılıyor. Ancak durum vatandaşların düşündüğü gibi değil. Aksine kilolu olan, sigara ve alkol kullanan kişilerde kalp krizi riski çok daha fazla. Böylesi kötü alışkanlıkların üzerine birde kalbin gereğinden fazla yorulması, kalp krizini kaçınılmaz hale getiriyor." diye konuştu.

Gençlerin göğüsleri ağrıdığı zaman kalp hastalığını göz önünde bulundurmama gibi bir handikapları olduğuna değinen Doç. Dr. Karayol, hangi yaşta olursa olsun kalbe çok fazla yüklenmenin tehlikeli ritim bozukluğuna neden olacağına değindi. Doç. Dr. Karayol, hipertansiyon hastasının kalp duvarlarının kalın olduğunu, böyle bir şikâyeti olan kişinin tehlikeli ritim bozukluğuna maruz kalması sonrasında hayatını kaybedebileceğini açıkladı. Kalp hastalığı belirtisi olan insanların, spor yaparken daha dikkatli olmalarını önerdi.

Kalp krizini artıran sebepler

Yaygın olarak görülen kalp krizlerinde yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve şeker hastalığı gibi üç risk faktörünün oluşmasında en büyük rolü şişmanlık oynuyor. Kriz ise şu belirtilerle ortaya çıkıyor: Aniden gelen ve ezici bir basınçla hissedilen, sabit, 20 dakika veya daha uzun süren, kola, omuza, boyuna, çeneye, sırt ortası ve mideye vuran göğüs ağrısı. Aşırı terleme, bulantı, kusma, şiddetli halsizlik, korku, soluk, mavimsi gri deri rengi. Mavi tırnaklar ve nefes darlığı.

Kaynak : Zaman

Şekerli içecekler karnı acıktırıyor

Eğer kilo vermek istiyorsanız ne içtiğinize çok dikkat etmelisiniz. Gün içerisinde çok fazla şekerli içecek içebilirsiniz ama bunların hiçbiri sizi tok tutmaz. Aksine, onları içerken yemek yemek de istersiniz. Şekerli içecekler ayrıca, bir sonraki öğünde de daha da çok yemek yemenize yol açar. Eğer bu içecekler yüksek fruktozlu mısır şurubu içeriyorsa; size ek kalori almaktan da öte, bir sonraki öğünde daha acıkmış bir bünye bırakırlar. Yapılan araştırmalara göre şeker yerine kullanılan katkı maddeleriyle üretilmiş içecekler, sizi daha fazla acıktırır ve bir sonraki öğünde daha çok yemek yemenize yol açar. Yemeklerden önce içeceğiniz bir bardak su ise, sizin aşırı yemek yemenize engel olabilir. Yapacağınız en güzel şey; kendinize bir büyük bardak su doldurup, kana kana içmektir.

Kaynak : Sabah

Üzüm ve lahana tümör oluşumunu yavaşlatıyor

Besin ve beslenme durumumuz kansere olan yatkınlığımızı belirlemede ve önlemede ne kadar rol oynar? Kanserle savaşan ve kansere zemin hazırlayan besinler hangisi biliyor muyuz?

Üzüm ve lahana tümör oluşumunu yavaşlatıyor
Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar sonucu; kanser hastalarının yaklaşık %30'unun sigara kullanımı, yaklaşık %35'i beslenme kaynaklı olduğunu gösteriyor. %3'ününde alkol kullanımına bağlı tutuluyor. Tüketilen besinlerin kalitesi ve miktarı yeni oluşan bir hücre için çok önem taşıyor. Bazı kanser türlerinin, bazı ülkelerde sık sık görülmesi, bu ülkelerdeki yaşam koşullarıyla ilişkilendirilmesine neden olmuştur. Mide kanserinin Japonya'da sık görülmesi Japon halkının beslenmesinde tuza fazla yer vermesine bağlanmıştır. Karaciğer kanserinin en çok tropikal ülkelerde görülmesi, bu bölgelerdeki iklimden dolayı küflenmiş yer fıstığı ve tahıl tüketimine bağlanmıştır.

Bezelye iyi bir koruyucu

Bazı besinlerde bulunan bazı özel maddeler kanser oluşumunu engeller. Bu maddeler vücutta kimyasal kanserojenlerin oluşumunu önler, vücuda giren kanserojerlerin etkisini yok eder, kanser hücrelerinin çoğalmasını yavaşlatır. Ailesinde kanser olanlar, sigara içenler, kirli havanın olduğu bölgelerde yaşayanlar bu yiyeceklere diyetlerinde fazla yer vermelidirler.

İşte bu yiyecekler:

Soya fasulyesi, mercimek, kuru fasulye, nohut, taze fasulye, bezelye (Bu yiyeceklerin içinde proteaz engelleyiciler bulunur.)

Meyve, ceviz, fıstık, fındık (oksitlenmeyi önleyici maddeler vardır.) Turunçgiller, kayısı, karadut, kızılcık, kiraz, vişne, kuş üzümü, kırmızı ve kara üzüm, diğer meyveler, soya fasulyesi (flavonoidler var). Lahana, karnabahar, ıspanak, pazı, turp, nane, kekik, pancar, şalgam, hardal yaprağı ve bunun gibi yenilebilen yabani otlar (bunların içindeki özel koku ve tat veren maddeler anti kanserojendir.) Sarımsak, soğan, pırasa (içindeki kükürtlü maddeler antikanserojendir.)

Bütün meyveler yararlı

Kanser Riskini Azaltıcı Besinler:

Yapılan araştırmalara göre antikanserojen vitaminleri (A vitamini- B vitaminleri- C vitamini - D vitamini- Mineralleri (selenyum, çinko, iyot, molibden, bakır, demir, calsiyum, mangenez) ve antioksidanları içeren besinlerin çok tüketilmesi kanser riskini azalttığı görülmüştür. Bütün taze sebze ve meyveler, tam tahıl ürünleri (ekmek, yulaf, bulgur vb.) kuru baklagiller kanser riskini azaltan besinlerdir.

Bol soğan ve sarımsak ilaç

Kanser Hastasının Tedavisi Sürecinde Tıbbi Beslenme Tedavisi Nasıl Olmalıdır?

Kanserli hastada hücre yıkımı yüksek olması nedeniyle yüksek ve kaliteli protein alımı sağlanmalıdır. Kanser tedavisi sırasında iştah kaybı, bulantı, kusma, besinlere karşı hassasiyet oluşumu sesbebiyle besin alımı azalmaktadır. Soğan - sarımsak - lahanagillerde bulunan sülfit grupları tümör oluşumunu yavaşlatır. Yemeklere bol soğan, sarımsak kullanılmalıdır. Yiyeceklere soğanlı - sarımsaklı soslar ilave edilebilir. Üzümde bulunan resveratrol denen fitokimyasallar da tümör oluşumunu yavaşlatmakta, tümör büyümesini zorlaştırmaktadır. Çekirdekli üzüm tüketimi arttırılmalıdır. Ya da ezilmiş öğütülmüş üzüm çekirdeği formları kullanılmalıdır.

Salam sucuğa dikkat!..

Yapılan bütün araştırmalarda bazı besinlerde kanser riskini artıran zararlı maddelerin bulunduğu saptanmıştır.

Kanser Riskini Arttıranlar:

# Yağlı ve yaşlı koyun, sığır, keçi, tavuk eti

# Domuz eti, domuz pastırması

# Hamburger

# Sade yağlı etten yapılan köfteler

# Sucuk, sosis, salam

# Tereyağı, içyağı

# Yağda kızartılmış besinler

# Tuzlanmış besinler

# Tütsülenmiş besinler

# Nitrit- nitrit eklenmiş besinler (şarküteri ürünleri)

# Doğrudan ateşte pişen etler (mangal, döner vb.gibi)

Kaynak : Yeni Şafak

Sağlıklı bir hayat için kepekli ekmek tüketin

Amerika'da Prof. Dr. Kris-Etherton ve Philip Mellen tarafından yapılan bir araştırmada, kepekli ekmek tüketen ile kepeksiz ekmek tüketen iki grup karşılaştırıldı.

Kepekli ekmek tüketen grupta bulunanlar 3 ayda 5 kilo verirken kandaki CRP (serum, reaktif ve protein) düzeyleri de ortalama yüzde 38 oranında düştü. CRP düzeyinin yüksek olması diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalıklarının ortaya çıkması ve hızla ilerlemesi açısından risk faktörü olarak değerlendiriliyor. Kepekli ekmek tüketenlerde kalp damar hastalığının yüzde 21 oranında azaldığı belirtiliyor. Araştırma sonuçları 11 Şubat 2008'de "American Journal of Clinical Nutrition"da ve "Nutrition, Metabolism&Cardiovascular Diseases" dergilerinde yayınlanarak duyuruldu. Konu ile ilgili değerlendirmede bulunan Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Türk, kepeksiz ekmek tüketimi alışkanlığının çok yaygın olmasının şişmanlık, hipertansiyon, diyabet ve kalp hastalığının hızla artışına katkıda bulunduğunu söyledi.

Kaynak : Zaman

Yediklerinizden emin misiniz?

Dışarıda yemek, özellikle çalışan kişiler için pratik ve hızlı bir çözüm. Ancak yediğiniz yemek, lezzet olmaktan çıkıp sizi hastanelere kadar taşıyabilir

Dışarıda, restoran seçenekleri de oldukça fazladır. O gün canınız ne çekiyorsa gidip yiyebilirsiniz. Buraya kadar her şey güzel, peki dışarıda yedikleriniz vücut ağırlığınızı kontrol altında tutma ve zayıflama çabalarınızı nasıl etkiliyor? Kilo vermeye çalışan kişiler için dışarıda yemek biraz risklidir, çünkü yemeğinizin içinde ne olduğu ve nasıl yapıldığı hakkında çok az kontrole sahip olursunuz. Tabii sağlıklı yemek sadece evde yemek anlamına gelmemektedir. Ethica İncirli Hastanesi Beslenme ve Diyet uzmanı İrem Çelik, dışarda yemek yerken sağlığınızı ve kilonuzu kontrol etmek için nelere dikkat etmeniz gerektiğini anlatı...

# Çok çeşitli yemekler ve hazırlama yöntemleri sunan restoranları seçin. Nasıl piştiğini ve yemeğin içeriğini sormaktan çekinmeyin. Veya yemeğinizin istediğiniz şekilde yapılmasını talep edin.

# Dışarıda olduğunuz günler öğün atlamamaya çalışın. Böylece, restorana gittiğinizde aşırı aç olmazsınız ve aşırı yemezsiniz.

# Sağlıklı seçimler yapın. Mesela salata istiyorsanız soslara dikkat edin, sosu ve sıvı yağını yanında isteyin, siz koyun. Böylelikle tüketeceğiniz yağ miktarını kontrol altında tutabilirsiniz.

# Açık büfelerde tüm seçeneklerinizi değerlendirin, ne istediğinize karar verin ve sadece onu alın.

# Öğle yemeğinizi evde yapıp getiriyorsanız, öncelikle uygun sıcaklıkta saklayabileceğiniz kaplar bulun.

Porsiyon azaltma size iyi gelecektir

Fast-food olarak tabir edilen besinler çok fazla yağ, kalori ve tuz içerir. Duble hamburger yerine sade hamburgeri tercih edin. Büyük boy patates kızartması ve büyük boy içecekler yerine küçük boy patates kızartması ve küçük boy içecekleri tercih edin. İçecek olarak diyet olanları ve ya taze sıkılmış meyve sularını tercih edin. Karışık pizza yerine sebzeli ve ince hamurlu olanını tercih edin. Pizzanız peynirli ise kullanılan peynirin cinsini öğrenin.

Kaynak : Yeni Şafak

"Göz çevresi" bakımı

Her yaşta canlı, genç bakışlar için yüz cildimizin en hassas ve en ince bölgesi….En fazla mimik hareketlerinin yapıldığı bölge… Ruhsal durumumuzun, sevincimizin, kızgınlığımızın, sağlığımızın, geçen yılların aynası…

Çevresel etkenlere (güneş, hava kirliliği, serbest radikal hasarı vb) karşı duyarlı ve savunmasız….

Göz çevresi derisi, çok ince ve yağ salgı bezlerinin olmaması nedeniyle vücudumuzun en hassas bölgesidir. Ayrıca en sık mimik yaptığımız bölgelerdir; günde yaklaşık 14.000 defa göz kırpma hareketi yaparız. Gülme, kızgınlık, zararlı çevresel etkenler, makyaj ve makyaj temizleme işlemi nedeniyle de devamlı yıpranır. Çok ince olması nedeniyle alttaki kılcal damarlar, mor renkli halkalar ve torbalanmalar şeklinde, görünebilir. Bu durum kişiye stresli, yorgun ve uykusuz bir görünüm verir. Bütün bu sebeplerle daima özel bakım ürünleri (temizleyici, nemlendirici, maskeler vb.) tercih edilmelidir.

Temizleme
Yağsız ve alkolsüz temizleyicilerle, irritasyona yol açmamak için göz çevresine çok bastırmadan, makyaj temizlenir.

Nemlendirme
Göz çevresi derisinde hiç yağ bezi olmaması nedeniyle doğal yağlanma yok denecek kadar azdır. Bu nedenle, yağlı cildi olanlar da dahil olmak üzere, mutlaka bir nemlendirici kullanmalıdır. İyi bir göz kremi "güçlendirilmiş bir nemlendirici " olarak tanımlanabilir. Bu kremler, göz çukurunu çevreleyen kemik sınırları boyunca göz çevresine ince dokunuşlarla, sürülmesidir. Genelde su bazlı, krem ya da losyon şeklinde hazırlanmışlardır. Nemlendiricinin amacı sadece yapısal lipitleri eklemek olmamalı, yaşlanma belirtilerini onarıcı ve önleyici, elastikiyet artırıcı, morluk ve şişlikleri giderici, yatıştırıcı olmalı; formülünde çevresel zararların verdiği hasarı önleyici maddeler (antioksidanlar, A, C, E, K vitaminleri, doğal bitkisel özler vb.) taşımalı, güneş koruyucular ve göz altı halkalarını gizleyici optik ışık yansıtıcıları içermelidir.

Destekleyici bakımlar
- Haftada iki kez nemlendirici, yaşlanma etkilerini onarıcı ve sakinleştirici maskeler uygulanmalıdır.

- Yorgun olduğumuzda ya da göz altı torbaları belirginse, sabahları, uygun bitkisel içerikli (ıhlamur, yeşil çay, papatya vb. gibi yatıştırıcı ve antioksidan) solüsyonlar ile kompres yapılabilir. Evimizde çay şeklinde hazırlanır, buzdolabında soğutulur, makyaj pamukları ıslatılarak gözümüzde 5-10 dakika bekletilir.

- Mimik hareketlerinden kaynaklanan çizgilerinizi hafifletmek ya da önlemek için kozmetik uygulamalar (botox, dolgu enjeksiyonları, mezolifting vb.)'dan yararlanılabilir.

- Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için, ultraviyole koruyucu gözlükler kullanılmalıdır.

Kaynak : Hürriyet

Kilo Vermenin 12 Yolu

Metabolizmanızın hızını arttırmak ve hedefiniz doğrultusunda emin adımlarla ilerlemek için bu tavsiyeleri deneyin.

Az kilolu olduğunuzda, gün boyunca daha az kalori kullanırız. Çünkü az kilo ile daha rahat hareket edebiliriz. Ayrıca, çabucak kilo kaybetmediğinizde, ilginizin dağılması ve fazla yemek yemeğe başlamanız çok kolaydır. Metabolizmanızın hızını arttırmak ve hedefiniz doğrultusunda emin adımlarla ilerlemek için bu tavsiyeleri deneyin.

1- Egzersize daha çok zaman ayırın. Toplam her gün en azından 60 dakika egzersiz ve enerjik aktiviteler yapmayı hedefleyin.

2- Daha çok egzersiz yapın. Yürüyüşlerinize tepeleri ekleyin, adımlarınızı hızlandırın, bisikletin pedallarını daha hızlı çevirin veya günlük yürüyüşlerinize 1 veya 2 dakika koşma periyotları ekleyin. Ne kadar çok egzersiz yaparsanız o kadar çok kalori yakarsınız.

3- Haftalık egzersiz rutininize ağırlık kaldırma antrenmanını ekleyin. Ağırlık kaldırmak, kalorileri yakarken kaslarınızda arttırır. Ne kadar çok kasınız varsa vücudunuz gün boyunca o kadar çok kaloriye ihtiyaç duyar.

4- Yiyecek porsiyonlarınızı ölçün. Her gün 200 veya 300 ekstra kalori almanıza neden olan porsiyonlarınızın büyüklüğünü abartmanız ve sadece “ bir ısırık daha “diyerek yemeye devam etmeniz çok kolaydır. En iyi sonuca ulaşmak için yemeye başlamadan önce yiyeceklerinizi tartın.

5- Yediğiniz lif miktarını arttırın. Lif bakımından zengin olan yiyecekler daha çabuk doymanızı sağlayacaktır ve böylelikle daha az yemek yemenize neden olacaktır. Meyvelerde, sebzelerde, bütün tahıl ekmeklerinde, gevreklerde ve baklagillerde lif vardır. Her gün 25 veya 35 gram lif yemeyi hedefleyin.

6- Bol miktarda su içtiğinizden emin olun. Hedefiniz her gün 3 litre su içmek olmalıdır eğer egzersiz yapıyorsanız daha çok su içmelisiniz. Gün boyunca su içmek atıştırmalarınızı sınırlandırmanıza yardım eder, vücudunuza zindelik katar ve sıfır kalori ekler.

7- Günlük yiyecek kaydı tutun. Gün boyunca yediğiniz ve içtiğiniz her şeyi not edin. Yaptığınız her şeyi siyah-beyaz görebilirseniz hedefinizde ilerlemeniz daha kolay olacaktır. Ayrıca bu yöntem nedeniyle çoğu kişi daha az yemek yer çünkü yedikleri her şeyi yazmak istemezler.

8- Alkolü sınırlandırın. Alkollü içecekler besin değeri taşımazlar fakat kalori almaya neden olurlar.

9- Tüketiminizi haftada bir kere olarak tutun.

10- Yatmadan iki saat önce yemek yemeyi bırakın.

11- Günlük ek multivitamin alın.

12- Yemekleri ve atıştırmaları her lokmanın tadına vararak yavaş yavaş yiyin. Açlığı önlemek için her 3 veya 4 saatte bir öğün veya atıştırmalık yiyin.

Kaynak : Hürriyet

Fazla kilolardan kurtulmak için bu 8 düşmanla savaşın!

Asıl sorun kilolu olduğunuzu fark edip artık bir şeyler yapmaya karar verdikten sonra başlıyor. Diyelim ideal kilonuzu buldunuz ve bu kiloya inmek veya hep aynı durumda kalmak istiyorsunuz ama çok azımız bunu gerçekten becerebiliyor. Ancak bir başka nokta daha var, fazla yememize sebep olan dış faktörler... Bunlar da en az iştahımız kadar rol oynuyor. Gıdaların sunuluş şekli, porsiyonlar, paket boyları, tabak boyları hep istediğimizden fazla yememize sebep oluyor. Eğer sadece acıktığımız zaman yesek ve doyduğumuzda durabilsek obezite sorunu kalmazdı. Uzmanlar bu tür fazla yemeyi tetikleyen faktörlerin farkında olmanızı öneriyor. Diyet yapmamızı sabote eden bu dış faktörleri bilirsek onlara karşı koymamız mümkün olacaktır.

Kokular sizi çeker
Fazla kalori ve fazla kilo almamıza sebep olan 8 neden var. Bunları hayatınızdan çıkartarak ya da bunlara karşı önlem alarak çok daha formda olabilirsiniz.

1. Görüntü, ses ve kokular: Kızartılan sucuk kokusu, ızgaranın veya patlamış mısır makinesinin sesi veya sınırsız gıda reklamları aşırı yemeğe neden olabilir. Kokular sizi çeker.

2. Farkında olmadan yemek: Televizyon, sinema, bilgisayar veya kitap okumak gibi herhangi bir şeyle meşgulken ağza devamlı bir şeyler götürülür. Yemek dışında başka şeylerle uğraşmak, o anda yediğinize dikkat etmeyeceğinizden fazla yemenize yol açar. Sadece yemeğe konsantre olursanız, daha iyi tat ve keyif alır ve daha çabuk doyarsınız. Yemek duyularınıza dokunmalıdır, sadece ağızı ve mideyi doldurmak yetmez.

3. Her yerde yenilecek bir şeyler bulunması: Metroda, benzin istasyonlarında, her yerde yenilecek bir şey bulmak mümkün. Yemek gözümüzün önünde ise daha çok yiyoruz. Otomatlardan, çekmecedeki şeker ve çikolatalardan uzak durun.

4. Fast-food restoranlar: Ucuz, hızlı ve kolay erişilebilir bu tür yerler daha çok yemeği teşvik ediyorlar. Fast-food yemenin bir zararı da şu; bir süre sonra bütün tatlar karışıyor ve yavanlaşıyor. Arada aradığınız tadı bulmak için de daha fazla yemeniz gerekiyor. Bu tür yerlere haftada bir kereden fazla gitmeyin ve gittiğinizde tavuk ve salata çeşitlerini tercih etmeyi deneyin.

5. Porsiyon boyutları: Restoran veya marketlerde, porsiyon miktarları giderek arttırılıyor ve bu normal porsiyonmuş gibi algılanıp, tüketiliyor. İhtiyacınızı siz belirleyin. Önünüze konulan miktara göre yemek yemeyin.

6. Dev paket boyları ve ambalajlar: Büyük boy ürünler indirimli veya fiyat avantajlı gibi sunuluyor. Biz de onları satın alıyor ve daha çok yemiş oluyoruz. İlginç bir araştırma sonucuna göre; eğer büyük bir paketten yerseniz, küçük boylara göre yarı yarıya daha çok yiyorsunuz! Öncelikle istirahat ederken, televizyon karşısında veya otururken bir şeyler yeme alışkanlığını terk edin. Böyle zamanlarda çayı tercih edin. Paketten yemek yerine, bir kaba koyarak, ölçerek yiyin.

7. Tabak boyları: Eğer büyük boy tabak kullanırsanız daha çok yersiniz. Halbuki küçük boy mutfak eşyası kullanmak hem daha çok göz doyuruyor, hem de daha yavaş yemeğe yol açıyor.

8. Yemek çeşitliliği ve açık büfeler: Eğer fazla seçeneğiniz varsa, elinizde olmadan bu seçeneklerin hepsini tatma eğilimine girersiniz. Çeşitlilik elbette ki iyidir ancak seçimleriniz sağlıklı gıdalardan oluşmalıdır. Sebze, meyve, az yağlı süt ürünleri, tahıllar ve kepekli ürünler her zaman bu sağlıklı seçenekler arasında yer alacak olan başlıca gıdalardır.

Kaynak : Sabah

İdeal kiloyu hesaplamanın en kolay tekniği

İdeal kilo herkesin zevkine ve alışkanlığına göre değişmez, bir hesaplama tekniği vardır. İdeal kilo nasıl hesaplanır diye merak ediyorsanız işte size biz doktorların kullandığı teknik:

KADINLAR ERKEKLER
Kadınlar için: Boyunuzun ilk 1.5 metresi için 45 kilo, sonraki her 2.5 cm için 2.2 kilo ekleyiniz.
Örnek olarak; boyunuz 160 cm ise, ideal kilonuz 45+8.8=53.8 kilogram olacaktır.

Erkekler için: Boyunuzun ilk 1.5 metresi için 48 kilo, sonraki her 2.5 cm için 2.7 kilo ekleyiniz.
Örnek olarak boyunuz 180 cm ise, ideal kilonuz 48+32.4=80.4 kilogram olacaktır.
Ufak tepek tiplerdenseniz hesaplanan ideal kilo yüzde 10 azaltılmalısınız, iri yapılı olanlar ise yüzde 10 ekleme yapabilir.

YAĞ ORANI
Yağ oranı ve vücut kütlesi; az veya aşırı kilolu tanımını yapmak için kullanılır. Bu ölçümler bir beslenme ve diyet uzmanı tarafından yapılır. Ama siz de kolaylıkla bu hesaplamayı kendiniz için yapabilirsiniz. Kadınlar ve erkekler için farklıdır.

Kadınlar için: Uygun olan vücut yağ oranı yüzde 20-21'dir. Yani vücut ağırlığının ancak yüzde 20 ya da 21'i yağ olmalıdır. Yüzde 30'dan fazla yağ oranı olan kadınlar obez kabul edilir.
Erkekler için: Uygun olan yağ oranı yüzde 13-17'dir. Yüzde 25'ten fazla olanlar obez kabul edilir.

Vücut kütle indeksi (BMI), bütün diyet kitaplarında geçer. Kafanız karışmasın bu vücut yapınızın dolaylı bir tahminidir. Kilo ve boyunuz hesaba katılarak bulunur. Şeker ve yüksek tansiyon gibi hastalıklara yatkınlığı hesaplamakta da kullanılır. Fazla kilolu ve obez tanımlarının farklı olduğunu hatırlatmalıyım. Aynı şey demek değildirler. Uygun olan kilodan fazlası olanlar için kilo ayarlaması ancak düzenli ve devamlı olarak, fiziksel aktivite ve yemek miktarlarının ayarlanması ile elde edilebilir. İstemli olarak aşırı kilo vermek tehlikeli şekilde düşük kilolara yol açabilir. Bu kişilerin tedavi ile aldıkları kilolarını muhafaza edebilmeleri için devamlı yeterli miktarlarda gıda almaları gerekir. İdeal kiloda kalabilmek. İstediğiniz kiloda kalabilmek için şu formülü kullanabilirsiniz; günde almanız gereken toplam kalori miktarını hesaplarken: Hareketsiz veya obez iseniz; ideal kilonuzu yukarıdaki gibi hesaplayın ve her 450 gram için günde 10 kalori alın.

55 YAŞ
Az hareketli veya 55 yaş üzeri olanlar: İdeal kilonuzun her 450 gram için günde 13 kalori olmalıdır.

Düzenli egzersiz yapıyorsanız: İdeal kilonuzun her 450 gram için günde 15 kalori olmalıdır.
Düzenli yoğun egzersiz yapıyorsanız: İdeal kilonuzun her 450 gram için günde 18 kalori alınmalıdır.

Hareketlilik ve egzersiz sınıflandırmasını ise şöyle yapmaktayız. Düzenli ve planlı spor yapmayanlar veya ara sıra spor yapanlara az hareketli diyoruz. Haftada birkaç kez, 30-60 dakika yüzme, hızlı yürüme veya koşmaya orta decede aktivite, bunları haftada 60 dakika ve 4-5 gün yoğun olarak yapmaya ise yoğun aktivite diyoruz. Aslında diyet yapmak basittir. Biraz matematik biraz da psikoloji ile sağlığınızı bozan kilolardan kolaylıkla kurtulabilirsiniz.

Kaynak : Sabah

Kanserin en çok sevdiği yiyecek: Şeker

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, karbonhidratlar bakımından zengin gıdaların, özellikle de şekerin kanseri beslediğine dikkat çekerek, un ve şekerden kaçınarak bol sebze ve meyve tüketilmesi uyarısında bulundu.

Prof. Aydın, kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı olarak oksijenli metabolizma yerine oksijensiz metabolizmaya sahip olduğunu ve alınan fazla şekerin kanserli hücreleri beslediğini belirtti. Aşırı şekerli gıdaların insülin direncine yol açtığını, bunun da hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere sebep olduğunu kaydeden Aydın, "Çocuğu da büyüğü de çılgınca şeker ve beyaz un kullanmaktadır. Bütün bunlar kanserin neden arttığını göz önüne sermektedir." dedi. Şeker yerine tatlandırıcı kullanmanın çözüm olmadığını da belirten Aydın, şunları kaydetti: Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu yapılan araştırmalarla kanıtlandı. Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine 'Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.' ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında."

Kaynak : Zaman

Light diye çok yiyor ve kilo alıyoruz

Şişmanlığın görülme sıklığının artmasıyla beraber "light" (layt) etiketli ürünler önem kazandı. Diyet uzmanı Seçil Kenar, light ürünlerin tüketiminde ve çeşidinde yaşanan artışı "tehlikeli" buluyor. Diyetisyen Kenar, zayıflamak ya da kilosunu korumak isteyen bireylerin piyasadaki light ürünlerin çok düşük kalorili veya kalorisiz olduğunu sanmasından dolayı, günlük tüketilen light ürün miktarında ve çeşidinde büyük bir artış gözlemlediklerini belirtti. Bu artışın aynı zamanda günlük alınan kalori miktarının da artmasına neden olduğunu ifade eden Kenar, "Az yağlı-diyet-light diye piyasaya sunulan ürünlerin normal ürünlerle arasında ciddi farklar bulunmuyor. Yani bu ürünler referans ürüne göre çok az veya kalorisiz değildir." dedi. Tüketicinin light ürün tüketimindeki yanlış bilgiye de değinen diyetisyen Kenar, "Tüketici 'bu diyet ürünü bunu daha çok yiyebilirim' derse light-diyet tüketerek toplamda daha fazla kalori almış olur. Örneğin light tatlılarda sükroz molekülü yerine yapay tatlandırıcılar kullanıldığında çok fazla kalori değerleri oluşur. Fakat kişiler şeker içermiyor diye bu besinleri daha fazla tüketebiliyorlar." diye konuştu.

Kilo vermek isterken yapılan hatalardan birinin de özel hastalıkları bulunan kişiler için üretilen gıdaların bilinçsizce tüketilmesi olduğunu belirten Dyt. Kenar, "Diyette yapılan en büyük hatalardan biri sağlıklı bireylerin, özel hastalıklarda tüketilmek için üretilen ürünleri bilinçsizce ve sıkça tüketmeleridir. Daha az kalori alayım, zayıflayayım veya kilomu koruyayım derken bu gıdalar ile tüketici daha fazla kilo bile alabilmektedir." dedi. Burada önemli olanın yeterli ve dengeli bir beslenme alışkanlığını hayat tarzı haline getirmek olduğunu belirten diyet uzmanı Kenar, "Unutmamak gerekir ki asla bir besin gıda teknolojisinin müdahalesiyle sihirli bir hale getirilemez." diye konuştu. Kenar, etiket kontrolünün devletin denetiminde olması gerektiğine dikkat çekiyor.

Kaynak : Zaman

Soğuğa karşı cildinizi koruyun

Cildimiz, yaşamımız boyunca değiştirme olanağı olmayan tek giysimizdir. Sağlığımız, ruhsal durumumuz ve ona davranış şeklimizi yansıtan bir vitrindir.

Görünümü yaşımızı değerlendirmede temel bir göstergedir. Kimi insanın kırk yaşındayken yüzü kırışıklık içinde, lekeli ve mattır; kimi altmış yaşındaki insanın yüzü ise hala gergin ve pırıl pırıldır. Sağlıklı ve genç bir cilt satın alınamaz, ancak cildimiz dışarıdan yaptığımız bakımı ve gösterdiğiniz özeni takdir eder. Düzensiz beslenme, aşırı diyetler, stres, alkol veya sigara kullanımı, antioksidan ve vitaminlerin yeterince kullanılmaması gibi içten verdiğiniz zararların bedelini de öder. Sağlıklı yaşam biçimi, kozmetik ürünler ve uygulamalar ile insanın yaşını anlamak mümkün olmayabilir.

İçinde bulunduğumuz kış aylarının soğuk, kirli, isli, kuru, rüzgarlı havası da cildimizin karşı koyması gereken "sabotaj faktörleri" dir. Bütün bu olumsuz iklim koşullarının etkisi ile cildimiz nemini kaybeder, kurur, hassaslaşır, kahverengi lekeler oluşur, ışıltısını kaybeder, ileri dönemde kırışır, yaşlanır.

Yaşamda asıl olan "onarmak değil, yıpratmamaktır". Her ne kadar cildin yaşlanmasına uygun birçok tedavi modeli varsa da bu gün için en etkili yaklaşım, koruyucu tedavidir.

Kış mevsiminde cildinizi sabotaj faktörlerinden koruyun….

" Cilt tipinizi tanıyın, onun istek ve ihtiyaçlarına göre doğru bakımı uygulayın. Soğuk kış aylarında, düşük nem oranına bağlı olarak cildimiz kurur, pırıltısını kaybeder, matlaşır, hassaslaşır. Ciltte nem oranı ve yağ salgılanması normalin altına düşer; kepeklenme, pullanma, hassasiyet, kızarıklık ve kaşıntı olabilir. Bu nedenle bol su içilmeli, sert temizleyicilerden kaçınılmalı, uygun yağ ve su içeren yoğun nemlendiriciler kullanılmalıdır. Soğuk, kuru ve rüzgarlı havalarda nemlendiricileri dışarı çıkmadan 20-30 dakika önce uygulayın, yağlı kremleri tercih edin. Soğuk havalarda su içeriği fazla olan ürünler sürüp, hemen soğuk havaya çıkarsanız ıslak deride kuruma artacaktır. Gündüz kullandığınız nemlendiriciler cildinizde ince bir film tabakası oluşturarak yapay bir manto görevi üstlenirler.

Cildinizin koruyucu/bariyer fonksiyonlarını düzenlerler. Çevresel etkenlere karşı koruyucudurlar. Havadaki kir, toz ve diğer küçük partiküllere karşı cildinizi korurlar. Gündüz kremlerinin ultraviyole ışınlarına karşı koruyucu maddeler içermesine dikkat edin…Gün boyunca birikmiş toksik maddelerin yok edilmesi ve yeni sağlıklı cilt hücreleri oluşabilmesi için en uygun zaman, gecedir. Gece kremleri, ciltte gece boyunca kalır. Vücut dinlenirken, kremlerde ciltteki kuruluk ve bozukluğu, çevresel etkenlerin neden olduğu hasarı onarır.

" Çevresel etkenlerin neden olduğu erken yaşlanma belirtilerinden korumak için… yaşam için gerekli…olmazsa olmaz… gençlik iksiri… "antioksidanlar" ürünler kullanın. Günümüzde deri yaşlanmasının en önemli nedeni hatta ta kendisi, serbest radikallerin yol açtığı harabiyettir. Yani, serbest radikaller, yaşlanma sürecinin kilit oyuncularıdır. Soğuk, rüzgar, yağış ve kirli hava gibi dışsal faktörler serbest radikaller (oksidasyon) üreterek cildin koruyucu özelliğinde değişiklik oluştururlar. Serbest radikaller, cildin en önemli destek proteini, çimentosu olan, kolajene zarar verir. Antioksidanlar ise onları zararsız hale getirirler. En önemli antioksidanlar, genel olarak A, C ve E vitaminleri, DMAE, alfa-lipoik asit, CM-glukan, selenyum gibi mineraller vb. ile bitkisel antioksidan (likopen, soya izoflavonları, yeşil çay, üzüm çekirdeği)' lardır. Özelikle kış mevsiminde, kapalı mekanlarda yaşam ve hava kirliliğinin cilt üzerindeki zararlı etkilerinden korunmak ve erken yaşlanma belirtilerini önlemek için antioksidan ürünler kullanarak cildi dışarıdan (kremler, mezolifting vb.) desteklemeli, içeriden (beslenme destek ürünleri, fitoterapötikler ile) beslemelisiniz.

" Günde en az 2 litre sıvı tüketin…

" Bol meyve ve sebze tüketin. A, C, E vitaminlerinden zengin olan kırmızı ve yeşil sebzeleri, E vitamininden zengin olan zeytinyağıyla birlikte tüketmek vücudun hava kirliliğinin oluşturduğu tahribatı kolay onarmasını sağlar.

" Sigara ve alkol kullanmayın. Son 20 yıllık çalışmalar sigara içenlerin, içmeyenlere oranla yüzlerinde daha fazla yaşlılık belirtileri ve ciltlerinde daha fazla kırışıklık olduğunu göstermektedir.

" Yaşam tarzınıza (düzenli fiziksel aktivite, stresten uzaklaşmak vb) ve uykunuza özen gösterin. Doğada, bol oksijenli alanlarda yaşayın.

" Mimik kaslarınızı aşırı kullanmayın. Onları dinlendirin. Medikal kozmetik denilen ameliyatsız estetik (örneğin botox ve dolgu enjeksiyonları) yöntemlerinden yararlanın… Mimik hareketlerine, kasların hareketine bağlı, oluşan kırışıklıklar kremler ile düzelmez….

" Kozmetik ürünlerden ve uygulamalardan yararlanın!. Uygun kozmetik ürün seçimi ve ayrıntı için dermatologunuzdan yardım alın!. Ayda bir profesyonel cilt bakımı ve temizliği yaptırın. Peeling cilt üzerindeki çevresel kirlilikleri temizler; ölü hücrelerin atılmasını ve yeni sağlıklı genç hücrelerin oluşumunu sağlar; dolaşımı hızlandırır. Yoğun nem maskeleri ile derin dokular neme doyar, cildiniz sağlığına kavuşur...

Kaynak : Hürriyet

Ayak sorunlarının kaynağı topuklular

Kadınların çok sevdiği şık ayakkabılar ayak rahatsızlıklarını tetikliyor. Doruk Özel Bursa Hastanesi Ortopedi Uzmanı Doktor Erdeniz Duygulu, bayanlarda görülen birçok ayak rahatsızlığının temel kaynağının topuklu ayakkabılar olduğunu vurguladı.

Duygulu yaptığı açıklamada, topuklu ayakkabı tutkusunun kadınların sağlığını hiç düşünmeden tehlikeye atmasına sebep olduğunu belirterek, “Spor ayakkabılar da ayakları deforme edebiliyor. Bu noktada doğru ayakkabı seçimi kadar ömür boyu sizi taşıyan ayaklarınızın bakımına ve konforuna da önem vermek gerekiyor” dedi.

Ayak rahatsızlıklarının başlıca sebebi olarak ayağa uyumu düşünülmeden yalnızca estetik kaygılarla satın alınan ayakkabıları gösteren Duygulu, “Öncelikli olarak ayağınızın şeklini alan ve hafif ayakkabılar tercih edilmeli. Modanın takipçisi olmak adına şıklığı kriter almak ve bütün bir günü topuklu ya da ayağınızı sıkan ayakkabılarla geçirmek ileri zamanlarda çok ciddi hastalıklara davetiye çıkarabilir.” diye konuştu.

AYAK BAŞPARMAĞINDAKİ KEMİK ÇIKINTISI

Topuklu ayakkabılarda ilk göze çarpan sorunun ayak baş parmağının diğer parmaklara yanaşmak üzere dışarıya doğru bükülmesi olduğunu kaydeden Duygulu, özellikle hanımlarda çok sık görülen bu rahatsızlığın nedeninin, genellikle dar ve yüksek topuklu ayakkabılardan kaynaklandığını ifade etti. Duygulu, çukur taban ve düz taban gibi diğer ciddi ayak problemlerinde, sıkı bantlı ayakkabı kullananlarda bu rahatsızlığa sıkça rastlandığını dile getirdi.

Duygulu, öncelikle daha çok orta yaşı geçmiş bayanlarda görülen bu sorunda, en erken hissedilen belirtinin, tabanda baş parmağın altına gelen bölgede (metatars) hissedilen ağrı olduğunu anlattı. Zamanla ağrının arttığını ve bölgede kızarıklık başladığını vurgulayan Duygulu, baş parmak ekleminde zamanla yuvarlak bir çıkıntı oluştuğunu ve buna da halk arasında “kemik çıkması” olarak adlandırıldığını söyledi.

Duygulu, “Böyle bir rahatsızlık durumunda, hafif vakalarda sivri uçlu ve dar ayakkabılar mümkün olduğunca tercih edilmemeli. Önü küt ayakkabıların içine ya da terlikle baş parmak ile ikinci parmak arasına yerleştirilen makaraların kullanılması da rahatsızlığın ortaya çıkmaması için kısa süreli bir çözüm olabilir. Ağrı hissedilen parmaklara egzersiz uygulamak da yarar sağlayabilir” dedi.

Mantar ve diğer bakterilerden korunmak içinse tüm gün kapalı kalan ayakların havalandırılması gerektiğini belirten Duygulu, özellikle kış aylarında yağmur, kar gibi etkenlerle nem oluştuğundan ayakların hava almasının sağlık ve temizlik açısından büyük önem taşıdığını söyledi.

AYAKKABI ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİ?

Duygulu, giyilecek ayakkabının malzemesi ve kalitesinin de önemli bir ayrıntı olduğunu belirterek, ayakta önemli taşıyıcı noktaları desteklediği için yürüyüşü rahatlan ve vücudun daha rahat taşınmasını sağlayan ortopedik ayakkabılar tercih edilmesi gerektiğini vurguladı. Duygulu ayakkabı seçerken dikkat edilmesi gereken unsurları şöyle sıraladı:

”-Satın aldığınız ayakkabının sağ ve sol olarak, ikisini de deneyin. Bir çift arasında herhangi bir görünüm, şekil, renk ya da boyut farkının bulunmamasına dikkat edin.

-Ayağınıza tam uyum gösteren numarayı alın. Ayağınızın anatomik yapısına uymayan fazla büyük ya da sıkan ayakkabıyı giymek sakıncalı olabilir. En uzun parmağınız ile ayakkabının ucu arasında yarım santim boşluk olmasına dikkat edin.

-Ayakkabıların ayakla temas eden kısımlarında sentetik malzeme kullanıp kullanılmadığını kontrol edin. Sentetik malzemeler hava geçirmeyen özelliğe sahip olduklarından ayak sağlığı için zararlıdır. (mantar vs.)

-İnsan ayağının hacmi gün boyunca genişler, bu nedenle ayakkabılarınızı öğleden sonra satın almaya dikkat edin.

-Üzerinde su geçirmez (waterproof) ibaresi bulunmayan her türlü deri ayakkabının yağmurda su geçirebileceğini dikkate alın.

-Aldığınız ayakkabının üzerinde ne tür deriden üretildiğini anlatan kullanma talimatı olup olmadığına bakın, eğer yoksa bir yetkiliden mutlaka öğrenin ve gerekli bakım malzemelerini bulundurun. Özellikle ayakkabıların saya denilen üst bölümü doğal deriden imal edilmiş olmalı.”

Kaynak : Hürriyet

Ekmek zayıflatacak

EGE Üniversitesi Gıda Mühendisliği Öğretim üyesi Prof.Dr. Sezgin Ünal, ekmeğin şişmanlığı tetikleyen bir yiyecek olmadığının artık kabul edildiğini ve diyetisyenlerin diyetlerde üç öğün ekmeğe yer vermeye başladığını söyledi.

Prof.Dr. ünal, “Ekmek sebzeyle, yoğurtla, et ürünleriyle yenirse şişmanlatmaz. Ama ekmeği makarnayla, pilavla, börekle yerseniz beslenmeyi tetikler. Artık memnuniyetle görüyoruz ki, diyetisyenlerin diyet programlarında ekmek var. Ekmek şişmanlama için potansiyel bir risk değil” dedi.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı, Ege Obez Hasta Derneği, Ege Diyabetle Yaşamı Kolaylaştırma Derneği, Ege Osteoporozlu Hasta Derneği'nce ortaklaşa düzenlenen 6'ncı Halk Sağlığı Kongresi'nde ‘Beslenme ve Sağlık’ konulu panelde, Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği Öğretim üyesi Prof. Dr. Sezgin Ünal'ın ‘Sağlıklı beslenme ve ekmek’ konulu sunumu, ekmek hakkındaki yanlış kanıyı değiştirdi.

Prof.Dr. Ünal, yaptıkları bir araştırmayla her çeşit ekmeği gramajı, su, kül ve tuz miktarları açısından incelediklerini, hiçbirinde standarta rastlanmadığını söyledi. İzmir'de günde 25-30 bin fazla ekmek üretilerek ciddi bir israf yaşandığını, Türkiye genelinde düşünüldüğünde bu israfın boyutunun çok büyük olduğunu belirten Prof.Dr. Ünal, ekmeğin satış ortamlarına da dikkat çekti. İzmir gibi Nisan- Ekim ayları arası sıcak geçen yerlerde ekmeğin camekana koyulup satılmasının sağlıksız olduğunu kaydetti. Ekmeğin yüzde 35-40 nem içerdiğini belirten Prof.Dr. Ünal, “Ekmek camekanlar içine konularak satılıyor. Hem havanın sıcaklığı, hem güneşe maruz kalıp daha da ısınan camekan içindeki ortam, küflerin, bakterilerin gelişmesi için ideal. Bu tür risklere karşı ekmek, satış ortamında hava alacak şekilde muhafaza edilmeli” diye konuştu.

Prof.Dr. Ünal, beyaz ekmekten kaçınılıp, kepekli, çavdarlı ekmek tüketimine yönlendirmenin nedenlerine de değinirken şunları söyledi:
“Çavdarlı, kepekli unla yapılan ekmekleri biz genellikle 40 yaş üstündekiler için tavsiye ediyoruz. Çünkü karbonhidrat, protein, amino asit, vitamin, mineral ve lifli maddeler buğday tanesinin tamamında mevcut. Beyaz ekmeğin yapıldığı 60-70-80 randımanlı unlarda öğütme sırasında bunların önemli bir kısmı kayboluyor. Yaşlılarda beslenme toplam kaloriden çok bağırsak fonksiyonları, mide fonksiyonları bakımından önem kazanıyor. Bu nedenle lifli gıdalar öneriyoruz. Mesela havuç bitkisel lif kaynağı olarak en iyisi, hububat açısından da yulaf kepeği ve yulaf birçok başka gıdaya lif kaynağı olarak da kullanılıyor. Biz ekmeği dolgu maddesi, doymak için kullanıyoruz. Yine normal unlarda da buğdayda bulunan besin hammaddelerinin önemli bir kısmı var. Ama özellikle 40 yaştan sonra insanların beslenmesine çok daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Örneğin lifli yemekler yediğimiz zaman ve bu şekilde tam tane unu kepekli, çavdarlı ekmekler tükettiğimiz zaman barsak fonksiyonları daha iyi oluyor, kabızlık önleniyor. Bu bakımlardan tavsiye ediyoruz.”

Ekmeğin şişmanlattığı tezlerinin de artık geçerliliğini yitirdiğini belirten Prof.Dr. Ünal, “Ekmek şişmanlatmaz. Günlük harcayacağı kaloriden daha fazla kalori alırsanız, bunu nereden alırsanız alın kilo alırsınız. Ekmek bileşiminde yağ olmadığı için beslenme açısından şişmanlatmayı en az tetikleyen bir madde. Ekmekte protein ve karbonhidrat var, bunların bir gramı 4 kalori veriyor. Yağ ise bunların iki misli, 9 kalori veriyor. Dolayısıyla ekmek yerken biz börek, makarna, pirinç, patates gibi karbonhidrat oranı yüksek gıdalarla birlikte alıyorsak doğal olarak beslenmemizi tetikliyor. Ama ekmek sebzeyle, yoğurtla, et ürünleriyle yendiği zaman kesinlikle şişmanlatmaz. Kalori oranlarına baktığımız zaman ekmek, aldığımız günlük kalorinin yüzde 20-30'unu bile tutmuyor. Maalesef ekmeği günah keçisi yaptılar. Diyette ekmek mutlaka bulunmalı. Son 5 yıla kadar diyetisyenler hep ekmek miktarını kısarken şimdi artık sabah, öğle, akşam bir-iki dilim ekmek öneriyorlar. Genetik, hormonal sorunlar dışında obezitenin nedeninin yanlış beslenme olduğu ortaya çıktı. Bu konuda bilinç yeni yeni yerleşiyor. Biz 50-60 yaşımıza kadar canımızın istediği gibi yaşıyoruz, sigara da içiyoruz, kilomuza da bakmıyoruz. Hastalıklar başlayınca nasıl kilo vereyim, bunu nasıl bırakayım, ne yapayım telaşına düşüyoruz. Ama önemli olan dengeli ve yeterli beslenmek, fazla enerji alsak bile bunu sporla harcamak” diye konuştu.

Kaynak : Hürriyet

Stres, hastalığa davetiye çıkarıyor

Davranış Bilimleri Uzmanı Kunter Kurt, stresin etkisini bir yıkım şeklinde gösterdiğine dikkat çekerek, stres fırtınasına önlem alınmadığı takdirde insanlarda kalıcı ruhsal veya fiziksel hastalıklara neden olabileceğini söyledi. Kurt, stresten arındırılmış bir yaşamın söz konusu olamayacağını bildirdi. Stresin belli bir ölçüde "yaşamın zorlayıcısı" olarak gerekli olduğuna işaret eden Kurt, "Ancak duygusal ve fiziksel dünyamızın zaman zaman karşılaştığı zor durumun kalıcı olmaya başlaması halinde ciddi bir yıkım sürecine girilebilir" dedi. Stresin, organizmanın tehlike içinde olduğu şartlar ve etkinlikler karşısında dengenin bozulduğunu ifade eden Kurt, "Stres, organizma üzerinde fizyolojik, biyokimyasal ve psikolojik tepkilere neden olmaktadır” diye konuştu.

Kaynak : Yeni Şafak

Eklem ağrılarından kurtulabilirsiniz

Uykunuzu alın: Her gün en az 8 saat uyumayı alışkanlık haline getirin. Uykusuzluk vücut direncinin zayıflamasına, dolayısıyla eklem ağrılarının daha da şiddetlenmesine neden olur.

İdeal kilonuza kavuşun: Fazla kiloluysanız, uzman eşliğinde ideal kilonuza ulaşın. Aşırı kilolu olmak, eklemlere binen yükü artırır ve diz kireçlenmelerine yol açar.

Düzenli egzersiz yapın: Haftanın en az 3 günü, 30'ar dakika düzenli egzersiz yapın.

Kontrolden geçin: Spora başlayacaksanız hiçbir yakınmanız olmasa bile, eklem ve dizleriniz konusunda uzman bir hekime muayene ettirin.

Doktora başvurun: Eklem hareketlerinde kısıtlanma, ağrı veya şişlik gibi sorunlarınız varsa veya diz bölgenizde deformiteler oluşmuşsa, hemen bir doktora başvurun.

Şekerleme, kalbe iyi geliyor

Gün içinde kısa bir uyku çekmek hem stresi azaltıyor, hem de kalbinize çok iyi geliyor. İdeal olanı; haftada 3 kez 30'ar dakikalık şekerlemeler yapmaktır. Çalışan orta yaşlı erkekler, gün içerisinde şekerleme yaparak kalp krizine yakalanma riskini yüzde 37 oranında azaltabilir. Araştırmacılar, stres hormonlarının organları, vücuttaki bezeleri ve kan damarlarını hasara uğratabileceğini düşünüyor. Stres, kötü alışkanlıkları kolayca uygulamanıza da neden oluyor. Sigara içmek, aşırı yemek yemek ve egzersizleri kesip, tembellik yapmak bu kötü alışkanlıkların başında geliyor. Ufak uyku molalarıyla daha sakin ve mutlu bir gün geçirebilirsiniz. Hafta içi yapamadığınız şekerlemeyi hafta sonu yapın. Kendiliğinizden uyanamıyorsanız, saati kurmayı unutmayın. Gün içinde çok uyumanın, uyku düzeninizi bozabileceğini unutmayın.

Kaynak : Hürriyet

Soğuk havalarda yağlı krem kullanın

Dermotoloji uzmanı Dr. Faruk Yener Ebegil, soğuk havalarda vücudun yağlı kremlerle korunmasını tavsiye etti. El ve ayaklara bol yağlı krem sürülmesini, su veya yağ bazlı losyonlar kullanarak cildin yumuşak tutulmasını öneren Dr. Ebegil, kış aylarında soğuk ve kirli havanın vücudun her hücresini etkileyip zarar verdiğini anlattı. Eksi 33 derecede oynanan Sivasspor-Trabzonspor maçında futbolcuların kulaklarında doku yıkımları oluşmasını örnek veren Ebegil, küçük tedbirlerle cildin soğuktan zarar görmesinin engellenebileceğini vurguladı.

Rüzgarlı ve soğuk havada deride aşırı miktarda nem kaybı, deri damarlarında daralma ve sathi kan dolaşımında yavaşlama olduğunu hatırlatan Uz. Dr. Ebegil, bu sebeple deriye daha az besin ve oksijen gittiğini anlattı. Ebegil, "Bundan dolayı cildimiz soluk ve mor görünebilir. Eğer sıcaklık eksi 10 derecenin altına düşer ve uzun süre soğukta kalınırsa kulak, burun ve parmakların uç kısımlarında, hücre içi ve hücre dışı gelişen buz kristallerinin etkisiyle büllü donuk dediğimiz doku yıkımları oluşabilir." şeklinde konuştu. Ayrıca kışın güneş ışığının azalmasının deride incelmeye, havadaki zehirli maddelerin temasının ciltte kırışıklıklara yol açabileceğine işaret eden Faruk Yener Ebegil, kışın giyilen elbiselerin deriye sürtmesi sonucunda da kepeklenmeler ve sertleşmeler olabileceğini kaydetti. Dr. Ebegil, "Ciltteki bu değişiklikler deride küçük çatlama ve yırtıklara, dolayısıyla dışarıdan gelebilecek enfeksiyonlara karşı açık hale gelmesine yol açar. Ayrıca saçlarda da matlaşma, kuruma ve kırılmalar olabilir." dedi.

Uz. Dr. Faruk Yener Ebegil'e göre kış aylarında cildi korumak için şu hususlara dikkat etmekte yarar var: El ve ayaklara bol yağlı krem, vücuda su ve yağ bazlı losyonlar sürerek derimizi yumuşak tutmak. Yüzümüzde alkol içeren bakım ürünleri kullanmamak. Duş ve banyo süresini kısa tutmak, ılık suyla yıkanmak, banyo yağları kullanmak. Karlı ve güneşli havalarda en az 30 koruma faktörlü güneş kremleri kullanmak. Havanın kirli olduğu dönemlerde mümkün olduğunca dışarıya çıkmamak.

Ev ve işyerlerinin sıcaklığını ortalama değerlerde tutmak. Soba üstüne su kabı, radyatörlerin üstüne ıslak bez koyarak nem dengesini sağlamak. Dışarıya çıkarken rüzgar geçirmeyen uygun elbiseler giymek. El, ayak, baş ve kulakları korumak. Bol su içmek, sebze ve meyve yemek. Stres, alkol ve sigaradan uzak durmak. Uykuya dikkat etmek. Temiz havada ve düzenli spor yapmak.

Kaynak : Yeni Şafak

Kanser en çok neyi sever?

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir. 1930'lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel ödülü kazandırmıştır. Otto Warburg'a göre kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz - anaerobik-hücre solunumuyla yer değiştirmesidir. Buluş bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; Kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.

Hasta hücreler aç kalsın

Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa... Bu ziyan sendromuna kaşeksi denir. Kaşeksi, 'vücudun proteinlerden yeniden glükoz yapımı' işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.

TATLANDIRICI ÇÖZÜM MÜ

Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil. Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı. Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır' ibaresinin konmasını şart koştu. Aslında Nobel Tıp Odülünü alan Alman Otto Warburg yıllar önce (1931) kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizmasının olduğunu ve şekerin kanserli hücreleri beslediğini göstermiştir. Aşırı şekerli gıdalar yemek insülin direncine yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü bağlayıcı protein-1 ve -2 sentezini azaltarak serbest IGF-1 düzeyini artırır. Yani hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur.

Alüminyum kullanmayın

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir:

# İnsülin direncini yenin.

# Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren yiyecek ve içecek tüketmeyin.

# Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.

# Sebze ve meyve yiyin

# Yeterli omega-3 alın

# Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden zengin gıdalarla beslenin.

# Günde iki diş sarımsak tüketin.

# Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin

# Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!)

# Streslerden uzak duru, iyi uyuyun

# Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.

# D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin

# Yeteri derecede egzersiz yapın

# Alkol kullanmayın

# İşlenmiş soya ürünü yemeyin.

# Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.

# Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen ihtiva eder.

# Toprak, cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere sonraki tercihlerdir.

# Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

Kaynak : Yeni Şafak

Cildinizi derinden nemlendirin

Su, cildimizin hayat ve sağlık kaynağı…. Su, her canlı için hayati öneme sahiptir; yaşam, sağlık ve güzellik kaynağıdır. Cildimizin esnekliği ve yumuşaklığının korunmasında anahtar rol oynar. Derinin normal görünümünü koruyabilmesi için su içeriğinin %10'un üzerinde olması gereklidir.

Deri, görünebilen en büyük organımızdır; su kaybı da dahil olmak üzere vücutta meydana gelen yaşlanma sürecini yansıtır. Vücuttaki bütün hücrelerin arasında bağlantı vardır. Bu nedenle deride su kaybı varsa, buradaki hücreler kaybettiği suyu başka yerlerden sağlayacaktır. Hücreler arası dolaşan sıvıdan, komşu hücrelerden, altta bulunan deri altı dokusundan ve nihayet diğer organlara ait hücrelerden elde etmeye çalışacaktır. Deride su içeriğinin azalmasına bağlı incelme, kırışıklıklar, pullanma, çatlaklar, kızarıklık, kaşıntı, iltihaplanma ve ekzema gelişir.

Cildin nemlendirilmesi için iki yol vardır. Birincisi, derin dokuları suya doyurmaktır (bol su tüketerek, enjeksiyon yoluyla vb). İkincisi dıştan nemlendirici kremler kullanarak deriden suyun buharlaşmasını ve atmosfere su kaçışını önlemektir. Cildimiz yağ ve su dengesini korumak için sürekli çaba gösterir. Cildimizin üzerini kaplayan incecik doğal lipit tabakası ve doğal nemlendirici faktör suyun buharlaşmasını engeller, suyun deride tutulmasını sağlar. Çevresel değişiklikler (rüzgar, güneş, aşırı sıcak ve kuru hava, ısıtıcılar, klimalar), beslenme, hormonal dengesizlikler cildimizin yağ ve su dengesini etkiler.

Nemlendiriciler, derinin doğal nemlendirici yapısını destekleyen kompleks bileşiklerdir. Cilde nem sağlamanın yanında pek çok fayda sağlarlar. Dıştan uyguladığınız nemlendiriciler, daha çok cildinizin üst tabakasına etkilidir. Ancak, unutmayınız ki cildinizin asıl canlılığını ve destek görevini sağlayan, kozmetik görünüm açısından kilit görevi gören, altderidir. Bu temel tabakanın kalınlığı ve nemi (su içeriği), yaşla birlikte azalır. Dışarıdan uyguladığınız kremlerin derinin gözeneklerinden geçerek bu tabakaya ulaşması, anahtar deliğinden bir topu geçirmek kadar olanaksızdır. Bu yüzden asıl etkinin hedeflenen tabakada görülmesi pek olası değildir. Enjeksiyon yoluyla derinin alt tabakasına ulaşarak deriyi canlandırmak gereklidir. Çok ince uçlu iğnelerle, 10 dakikalık bir işlemdir. Tüm yüz, boyun, dekolte ve eller gibi farklı bölgelere uygulanabilir. Özellikle güneşin zararlı etkilerinden korunmak ve erken yaşlanma belirtilerini önlemek için uygulanmalıdır.

Kaynak : Hürriyet

B12 eksikliğine dikkat

Beslenmedeki yetersizlikler sonucu ortaya çıkan B12 vitamini eksikliğinin, özellikle çocuklarda nörolojik bozukluklara neden olduğu bildirildi.

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Bilim Dalında görevli uzman Dr. Birol Baytan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, beyin gelişimi için son derece önemli olan B12 vitamininin vücutta üretilemediğini, bu nedenle mutlaka dışarıdan, özellikle hayvansal gıdalarla alınması gerektiğini söyledi.

B12 vitamininin yoğun şekilde kırmızı et ve yumurtada bulunduğunu anlatan Dr. Baytan, çocukluk çağında bu vitamin türünün eksikliğinin sonuçlarını belirlemek için UÜ Çocuk Polikliniğine başvuran, klinik ve laboratuvar bulgularında B12 eksikliği tanısı konan 15 çocuk üzerinde araştırma yaptığını belirtti.

“GERİ DÖNÜŞSÜZ HASARLARA NEDEN OLABİLİYOR”

Dr. Baytan, beslenme bozukluklarının B12 vitamini eksikliğine neden olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:

“Araştırmada, B12 eksikliği olduğu belirlenen çocuklar ve özellikle 1.5 yaşın altındaki bebeklerin ailelerinde de bu vitaminin eksikliğini ortaya koydu. B12 eksikliği, özellikle 1 yaşın altındaki çocuklarda nörolojik bozulmalara neden oluyor. Normalde bebekler 3 aylıktan itibaren başını tutmaya, 7-8 aylıkken desteksiz oturmaya başlar. B12 eksikliği olan çocuklarda baş tutma, oturma, yürüme, konuşma gibi tüm fonksiyonlar gecikiyor. Hatta uzun süre B12 eksikliğine maruz kalınması geri dönüşsüz hasarlara neden olabiliyor.”

Bebeklerin beslenmesinde ilk 6 ay anne sütünün çok önemli olduğuna işaret eden Dr. Baytan, B12 vitamininin bebeğe anne sütüyle geçtiğini, annelerin yetersiz beslenmesinin doğal olarak bebeklerde de bu vimatin türünün eksilmesine neden olduğunu vurguladı.
Dr. Baytan, Avrupa'daki çocuklarda B12 eksikliğinin en büyük nedeninin annelerin genellikle vejeteryan olmasından kaynaklandığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“Ama Türkiye'de ekonomik sıkıntıdan dolayı et yiyemedikleri için annelerde eksik olan bu vitamin, bebeklerde de tabii ki eksik oluyor. Bizim araştırmamızdaki hastaların büyük çoğunluğu çok çocuklu ve sosyo-ekonomik düzeyleri düşük ailelerin çocuklarıydı. Et yeme sıklıkları ayda bir, B12 vitamin seviyeleri çok düşüktü. B12 vücutta sentez edilmiyor. Hayvansal gıdalarla dışarıdan alınması gerekiyor. Özellikle kırmızı et ve sarısıyla birlikte tüketilen yumurtada yoğun olarak bulunuyor. Bu nedenle bu gıdalara beslenmede yer verilmesi gerekiyor.”

“İLAÇLAR TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL”

B12 eksikliği tespit edilen hastaların beslenme şekillerini düzenlemeye çalıştıklarını dile getiren Dr. Baytan, şunları kaydetti:

“Ailelerin çocuklarına haftada en az 3 gün kırmızı et yedirmeleri gerekiyor. Diyetteki düzenlemenin yanı sıra mutlaka ilaç tedavisi de veriyoruz. Ama ilaçlar tek başına yeterli değil. Sadece çocuğun beslenmesini değil, annelerin beslenmelerini de düzenlememiz gerekiyor. B12 vitamini yerine konduğu zaman çocuklar normale dönüyor. Ama eğer bu durum geç fark edilir ve tedavi edilmezse, B12 eksikliği çocuklarda kalıcı nörolojik bozukluklara, zeka seviyesinde düşüklüğe, bazı hareket bozukluklarına neden olabiliyor. Büyüme ve gelişmelerinde, motor fonksiyon dediğimiz yürüme, konuşma, oturma gibi fonksiyonlarda gecikmelere neden oluyor. 1 yaşında yapacağı bir şeyi 2-2.5 yaşında yapabiliyor.”

Baytan, B12 eksikliğinin yetişkinlerde de sinir sistemini etkileyerek hareketlerde bozukluk ile unutkanlık ve kansızlığa neden olduğunu sözlerine ekledi.

Kaynak : Hürriyet

Hareketli yaşam genç bırakıyor

İngiltere’de yapılan bir araştırmayla fiziksel aktivitenin, kişilerin genç kalmasında etkili olduğu belirlenerek fiziksel olarak daha aktif olanların ikiz kardeşlerine göre daha genç kaldığı saptandı.

Araştırmacılar ayrıca, hareketsiz yaşamın, yaşlılığa bağlı hastalık ve erken ölüm riskini artırdığının ortaya konduğunu belirterek, düzenli egzersiz ile, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, kanser, obezite ve osteoporoz gibi pek çok hastalığın da önlenebileceğini belirtti. Archieves of Internal Medicine’nın Ocak sayısında yer verilen, 2 bin 400 ikiz kardeşin katıldığı çalışmada katılımcılara yaptıkları egzersiz düzeyi, sigara kullanımı, ve sosyo ekonomik durumlarıyla ilgili sorular yöneltildi. Sağlık durumları iyi olan katılımcıların DNA incelenmesi de yapıldı.

Araştırmada, lökosit kromozomlarının sonunda bulunan ve yaşlandıkça kısaldığı için kişinin biyolojik yaşının belirlenmesinde önemli bir gösterge olan telomer zinciri uzunluğu (LTL) ölçüldü. Telomer zinciri uzunluğuyla ilgili verilere, yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, sigara, sosyo ekonomik durum ve işyerindeki fiziksel aktivite gibi faktörler de eklenince, sonuç olarak, hem erkeklerde hem de kadınlarda fiziksel aktivite düzeyi düşük kişilerin, diğer kişilere göre daha kısa LTL’ye sahip olduğu belirlendi.

HAREKETSİZ YAŞAM ERKEN ÖLÜM RİSKİNİ ARTTIRIYOR

Araştırmacılar, bu konuda daha önce yapılan çalışmalarda da, hareketsiz yaşamın yaşlılığa bağlı hastalık ve erken ölüm riskini artırdığının ortaya konduğunu belirterek düzenli egzersizle; yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, kanser, obezite ve osteoporoz gibi pek çok hastalığın önlenebileceğini söylediler.

Yapılan çalışmada ayrıca en aktif katılımcıların haftada ortalama 199 dakika egzersiz yaptıkları, en hareketsiz katılımcıların ise haftada 16 dakika egzersiz yaptıkları, bunun yanı sıra LTL ile fiziksel aktivite arasındaki bağlantının, özellikle ikiz kardeşler için yapılan değerlendirmelerle daha da kuvvetlendiği belirtildi.

Kaynak : Hürriyet