Kabızlığa su, incir, kayısı

Çocuklar kabızlık sorunuyla sık sık karşılaşıyor. Annelerin bebeklerine ilk 6 ay boyunca anne sütü vermeleri, kabızlığa karşı alınacak ilk tedbir. Peki sonrası...

Acıbadem Bakırköy Hastanesi'nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevil Elçin Kızılok, kabızlığın her yaşta görülen bir sindirim sorunu olduğunu belirterek, bazı bebeklerin anne sütü almalarına rağmen bağırsak yapısındaki sorunlar nedeniyle kabızlık sorunu yaşayabildiğine dikkat çekiyor. İnek sütünün beklerde kabızlığa yol açması nedeniyle bir yaşına kadar inek sütünü önermediklerini belirtiyor. Dr. Kızılok "Yeterince sebze ve meyve yememek, bağırsaklarda posa oluşmasına engel oluyor. Bu durumun sonuçlarından biri de, kabızlık. Bu sorunun oluşmaması için beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Ayrıca aç karnına su içtikten sonra, kuru kayısı ve kuru incir tüketmenin barsak hareketini artırdığının bilinmesi gerekiyor. Çocuk, kuru kayısı veya kuru incir yemezse, yoğurda karıştırarak ya da meyve püreleriyle beraber vermek etkili olabiliyor" dedi.

MUTLAKA ARA ÖĞÜN
Dr. Kızılok, dikkat edilmesi gereken başka bir önemli noktayı da şöyle açıklıyor: "Ara öğünler bağırsak hareketlerinin artmasına yol açıyor. Beslenmesinde şekerlemeler, çikolatalar, hamburger ve diğer fast-food gıdalarda aşırıya kaçılmaması bir başka önemli nokta. Bazı anneler çalıştığı için çocuğa büyükanneler bakıyor, onlar da çocuğa kıyamadıkları için katı ya da şekerli gıdalar verebiliyorlar. 'Çocuk istiyor' diyerek sağlığını olumsuz etkileyen besinler vermek, doğru değil. Önemli olan çocuğu sağlıklı beslenmektir."

Bal kabağı vücudun paslanmasını önlüyor

Kış aylarında yoğun rağbet gören ürünlerden bal kabağı, lezzetinin yanı sıra pek çok hastalığa da iyi geliyor.

Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Baş Diyetisyeni Sevinç Yetişen, bal kabağının alzheimer, erken yaşlanma ve kansere karşı koruyucu olan, vücudun 'paslanmasını' önleyen en güçlü antioksidanların birçoğunu içerdiğini söyledi. Bal kabağının hem göz hem de beyin sağlığı için de mükemmel bir besin olduğunu belirten Yetişen, bal kabağının kolay sindirilebilme özelliğiyle mide ve bağırsaklar için de birçok faydasının bulunduğunu vurguladı. Yetişen, bal kabağının bol miktarda lif içermesi nedeniyle gıdalar ile alınan toksinlerin atılmasına ve kolesterolün düşmesine de yardımcı olduğuna işaret ederek, bu ürünün kabızlık ve hemoroid sorunu olanlara da tavsiye edildiğini bildirdi. Eskiden çorbası, zeytinyağlısı, oturtması da yapılan bal kabağının günümüzde çoğunlukla tatlı olarak tüketildiğini anlatan Yetişen, bal kabağından çorba, börek, kek, pasta, puding, komposto, marmelat ve reçel yapılarak da yararlanılabileceğini söyledi.

Hastalıkların şifa kaynağı

Zeytindostu Derneği Adana Bölge Temsilcisi Ziraat Yüksek Mühendisi Murat Öztanrıöver, zeytin ve zeytinyağının kalp ve damar sistemine iyi geldiğini, tansiyonu dengeleyip gastrit ve ülsere karşı da koruyucu etki yaptığını bildirdi.

Kanın pıhtılaşma riskini azaltıcı özelliği olduğu belirlenen zeytinyağının dokuların yaşlanmasını önlediğini de belirten Öztanrıöver, sindirim için gerekli asitleri azaltmadığını bu sayede ise safra taşı riskini de azalttığını bildirdi.

Öztanrıöver, Ziraat Mühendisleri Odası'nca düzenlenen "Kutsal Ağaç Zeytin ve İksiri" konulu toplantıda yaptığı konuşmada, zeytin ağacı ile zeytinyağının tarihi seyri ile özelliklerini anlattı.

Zeytinin bütün ağaçların ilki olduğunu kaydeden Öztanrıöver, arkeolojik ve jeolojik buluntuların da zeytinin Milattan Önce 6000 yılından beri kullanıldığını gösterdiğini bildirdi.

Akdeniz uygarlığının sembolü olan zeytin ağacının tarih boyunca bu bölgede kurulan tüm uygarlıkların temelini oluşturduğuna dikkat çeken Öztanrıöver, dünyadaki zeytin varlığının yüzde 97'sinin Akdeniz'e sınırı olan İspanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Fas, Tunus, Cezayir, Portekiz, Suriye gibi ülkelerde bulunduğunu hatırlattı.

Zeytinyağının "sıvı altın" olarak nitelendirildiğini, doktor yemininin sahibi Hipokrat'ın zeytinyağını şifa verici olarak tavsiye ettiğini ifade eden Öztanrıöver, şunları kaydetti: "Kur-an'da zeytin ağacının Sina Dağı'ndan geldiği, meyvelerinden yağ elde edildiği yazılıdır. Hz. Davut Peygamber de zeytini doğru insana benzetir. Hz. İsa Peygamber'in göğe çıkışını gerçekleştiği Zeytindağı'ndaki bahçede, o zamandan kalma zeytin ağaçları bugün hala durmaktadır. Rivayete göre Hz. Nuh Peygamber tufan biraz durulur gibi olunca gemisinin güvertesinden beyaz bir güvercin uçurur. Bu beyaz güvercin bir müddet sonra gemiye ağzında bir zeytin dalıyla döner. Böylece Hz. Nuh Peygamber tufanın bittiğini ve suların çekildiğini anlar. Bu nedenle ağzında zeytin dalıyla beyaz güvercin asırlar boyu barışın sembolü olmuştur."

Zeytin ağacının 700 ile 2 bin yıl yaşayabildiğine dikkat çeken Öztanrıöver, zeytin ve zeytinyağının 8 bin yıldır dünyaya güzellik, sağlık ve lezzet sunduğunu ifade etti.

100 gram zeytinde 224 kalori olduğunu, yağında ise 30 miligram E vitamini bulunduğunu aktaran Öztanrıöver, dünyada yaklaşık 10 milyon hektarda 900 milyonu aşkın zeytin ağacı olduğunun tahmin edildiğini dile getirdi.

İLAÇ GİBİ
Öztanrıöver, Türkiye zeytin üretiminin yüzde 76'sının Ege Bölgesi'nde olduğuna dikkat çekerek, zeytin ve zeytinyağının kalp damar sistemine iyi geldiğini, tansiyon, gastrit ve ülsere karşı da koruyucu etki yaptığını, kan hücrelerinin kümeleşmesinde rol oynayan faktörlere karşı etki göstererek kan damarlarında pıhtılaşma riskini azalttığını, aynı zamanda dokuların yaşlanmasını önleyip yaşlanmanın beyin fonksiyonları üzerindeki yıpratıcı etkisini azalttığına dikkat çekti.

Zeytinyağının, yağların içinde en kolay hazmedildiğini, diğer yağlardan farklı olarak, midede bulunduğu sürede sindirim için gereken mide asitlerini azaltmadığını, midede kısa bir süre kaldıktan sonra bağırsaklarda sindirildiğini, safra taşı riskini azaltıp, taşların erimesine yardımcı olduğunu belirtti.

Konferansın ardından Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkan Yardımcısı Ramazan Karakoç, Öztanrıöver'e teşekkür ederek plaket takdim etti.

Çikolatanın bir faydası daha

Çikolata felç geçirmeyi önlemede de yardımcı olabiliyor. Felç riskini azaltmak için haftada bir paket çikolata yemek yeterli. Telegraph gazetesindeki habere göre, yaklaşık 50 bin kişi üzerinde yapılan araştırmada düzenli çikolata yiyenlerde felç geçirme riskinin yemeyenlere oranla yüzde 22 daha az olduğu belirlendi. 1169 kişi arasında yapılan bir başka araştırmada da, felç geçirdikten sonra haftada 50 gram çikolata tüketmeye başlayanlarda bu hastalıktan ölme riskinin yüzde 46 azaldığı belirlendi. Çikolatanın bu faydasının sağlıklı bir anti-oksidan olan flavanoidler bakımından zengin olmasından kaynaklanıyor olabileceği belirtildi. Araştırmayı kaleme alan Kanada'daki Toronto Üniversitesinden Sarah Sahib, yine de, çikolatanın felç riskini gerçekten azaltıp azaltmadığını anlamak için daha çok araştırmaya ihtiyaç olduğunu söyledi.

Yemekten önce sirkeli salata!

'Kalp hastalıkları ve beslenme ilişkisi'ni inceleyen bilimsel araştırmalar, eskiden bilinen bazı doğruları onaylarken, bazılarının da yanlış olduğunu gösteriyor

'Yağın tamamen beslenmeden çıkarılmaması' gerektiği yeni bilgilerden en önemlisi. International Hospital Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Tuğrul Okay, kalp hastalarının yağsız beslenmelerine gerek olmadığını söylüyor. Ancak kalp hastalarının beslenirken günlük kalori limitlerinde kalması ve işlenmiş (rafine) gıdaları az tüketmesi gerekiyor. Kalp hastalarına yıllarca yağdan uzak durmalarının söylendiğine değinen Doç. Dr. Okay, "Bilimsel dergilerde yayınlanan yeni araştırmalar, yağsız beslenmenin iyi bir şey olmadığını gösteriyor. Çünkü yağ, aynı zamanda karbonhidratın emilimini yavaşlatıyor, karbonhidratın emilimi yavaş olunca kan şekeri de daha yavaş yükseliyor" diyor.

ZEYTİNYAĞI DÜZENLİ OLARAK TÜKETİLMELİ

Dr. Okay'a göre, beslenmede sağlıklı yağların tercih edilmesi gerekiyor. "Sıvı yağ ve özellikle zeytinyağı düzenli olarak tüketilmelidir. Zeytinyağının bile rafine edilmemiş şekilde tüketilmesi iyi kolesterolü yükseltmesi ve trigliseridleri düşürmesi açısından rafine zeytinyağına göre daha sağlıklıdır" açıklamasını yapan Dr. Okay, kalp damar sağlığını korumaya yönelik şu bilgileri veriyor:

MISIR GEVDEĞİNİ ÇOK FAZLA YEMEYİN

"Aynı şekilde hem çocukların hem yetişkinlerin rafine karbonhidrat, beyaz ekmek, unlu gıdalar ve tahıl gevrekleri tüketmeleri, içindeki işlenmiş karbonhidrat nedeniyle kan şekerini hızla yükseltiyor. Özellikle mısır gevrekleri ekmekten daha hızlı bir şekilde kan şekerini yükselttiğinden fazla miktarda, sık sık tüketilmemesi gerekiyor.

Üzüm çekirdeği ve tarçın diyabete iyi geliyor

Dünyadaki en yaygın hastalıklardan biri olan diyabet, insan sağlığını tehdit ediyor. Dünya çapında ölüm nedenleri arasında ilk 5 hastalık arasında yer alan diyabet, tedavi edilmediğinde böbrek yetmezliği, körlük, kalp-damar hastalıklarına yol açıyor.

Ancak uzmanlar, diyabet hastalarının doğru besin seçimi ile ilaç kullanımına gerek kalmadan hastalığın kontrol altına alınabileceğini söylüyor. Üzüm çekirdeği, yeşil çay, tarçın, kuru baklagiller gibi besinler diyabete bağlı ortaya çıkan hastalıkları önlüyor ya da hastalığın kontrol altında tutulmasını sağlıyor.

Diyabet, pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya insülinin etkisine dokularda direnç olması sonucu kandaki şeker miktarının yükselmesi ile ortaya çıkan bir hastalık. Sağlıklı bireylerde kana geçen şeker, pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla hücrelere taşınır. Diyabetli kişilerde ise insülin eksik veya etkisiz olduğu için şeker hücre içine giremez ve kandaki miktarı yükselir.

Krom, diyabette kullanılması gereken en önemli doğal bileşen. Vücutta insülin etkinliğini artıran krom, kan şekerinin düzelmesine yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Aksoy, diyabet hastalarının tam tane ekmek veya buğday özü ilave edilmiş ekmek tüketerek krom bileşeninden faydalanabileceğini belirtti. Yulaf kepeğinin içindeki beta glukan posasının da diyabete iyi geldiğini aktaran Aksoy şunları söyledi:

"Beta glukan şekere yapışarak, şekerin daha geç emilmesini, böylece kan şekerinin yavaş bir şekilde yükselmesini sağlar. Diyabetliler süt veya yoğurdun içine yulaf ezmesi koymalı. Ayrıca günde bir çay kaşığı tarçın tüketerek kan şekerini yüzde 10-29 arasında düşürebilirler. Tarçını meyvelerin üzerine serpip tüketebilecekleri gibi çubuk tarçınların çayını da içebilirler.''

Üzüm çekirdeği ve yeşil çay da diyabette kullanılabilecek ilaç dışı doğal maddelerden. Bu gıdalar vücutta insülinin etkinliğini artırdığı gibi diyabet sonucu ortaya çıkan hastalıklara karşı da koruma sağlıyor. Üzüm çekirdeğinin iyi bir antioksidan kaynağı olduğunu ifade eden beslenme uzmanı Seyran Tombul ise bu gıdaların aç karnına tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Prof. Dr. İlhan Yetkin, beslenmeye dikkat edilerek diyabetten kurtulunabileceğini belirtti. Yetkin, "Şeker hastaları beslenme kurallarına uyarsa ek bir vitamin ya da katkı maddesine ihtiyaç duymaz. 46 yaşında bir diyabet hastam vardı. Beslenmesine dikkat edip 20 kilo verdikten sonra kullandığı ilaca ihtiyaç kalmadı. Şu anda yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürüyor.'' dedi.

Diyabet hastası nasıl beslenmeli?

Öğünler hemen her gün aynı saatlerde olmalı: Kan şekeri kontrolü için öğün saatleri günler içinde tutarlılık göstermeli. Örneğin kahvaltı bir sabah 7'de ertesi gün 11'de yapılmamalı.

Şeker içeren yiyecek ve içeceklerden sakının: Şeker ve şeker içeren besinler çok hızlı emilip kan şekerini çok hızlı yükseltir. Bu nedenle bu besinlerden kaçınılmalıdır. Bunların yerine sebze, meyve, süt, yoğurt, kuru baklagiller, yulaf ve kepekli ekmek tüketilmeli.

Yağ alımını azaltın ve sıvı yağları tercih edin: Yağları azaltmak, enerji alımını dengeleyerek kilo alma riskini azaltır. Diyabet hastaları sofralarında sıvı yağa daha çok yer vermeli. Yemek pişirirken sıvı yağ kullanmalı.

Posalı yiyecekleri tercih edin: Posası yüksek bir beslenme programı sürdürmek hem bağırsak faaliyetlerinin düzgün olmasını hem de kan yağlarının düşmesini sağlar. Rafine edilmemiş gıdalar (kuru baklagiller, bulgur, buğday, yulaf, tam tane ekmekleri), sebze ve meyveler yüksek posa içeriğine sahiptir.

Tuzu azaltın: Sodyum, vücudumuzda suyun tutulmasını sağlayarak tansiyonun yükselmesine neden olur. Sodyum, tuzun dışında salamura, konserve, hazır çorba, et suyu tabletleri, şarküteri ürünleri (salam, sosis, sucuk vb.), maden suyu ve sodalarda bulunur.

Bol su için, kahvaltı yapın, yürüyün

Sürekli uyuma isteği, dikkat eksikliği, işleri erteleme düşüncesi ve bitkinlik gibi belirtilerle kendini gösteren bahar yorgunluğu, önlem alınmadığı takdirde kronik hale dönüşebilir. Baharla birlikte havadaki değişim insanları olumsuz etkileyebilir. Bunun için düzenli beslenme, kahvaltıyı ihmal etmeme, bol su içmek ve yürüyüş yapmak önemlidir.


Baharın gelmesi, havaların ısınmaya başlaması birçok insanda yorgunluk hissi oluşturuyor. Sürekli uyuma isteği, dikkat eksikliği, işleri erteleme düşüncesi ve bitkinlik gibi belirtilerle kendini gösteren bahar yorgunluğu, önlem alınmadığı zaman kronik hale gelerek insanların hayatını olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, dengeli beslenmeyi, bol su tüketmeyi, sabah saatlerinde yürüyüş ve egzersiz yapmayı, günlük aktiviteleri monotonluktan kurtaracak değişiklikler yapmayı öneriyor.

NPİSTANBUL Etiler Polikliniği'nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Özlem Mestcioğlu, bahar yorgunluğuna bağlı olarak kimilerinin kendini uykuya verdiğini, kimilerinin de sinirli bir hal aldığını ve hırçınlaştığını belirtiyor.

Bahar yorgunluğunun sabahları uyanmakta zorlanma, işe gitmeme ve işleri erteleme isteği, devamlı uyuma isteği, kendini yalnız, güçsüz, mutsuz, tedirgin, tembel hissetme, dikkati toparlayamama, sinirlilik gibi belirtileri bulunduğunu anlatan Mestcioğlu, "Bu belirtilerin hepsini ya da birkaçını kendinizde hissediyorsanız bahar yorgunluğu yaşıyorsunuz demektir. Havadaki değişim sinirlilik, gerginlik, stres meydana getirmekte ve bahar yorgunluğunun gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Stres damar büzüşmesini artırarak bahar aylarında kalp-damar ve romatizmal hastalıklarda artışa da neden olabilmektedir." dedi.

Havadaki elektrik yükünün şehirlerde daha fazla hissedildiğini söyleyen Mestcioğlu, trafik, hava kirliliği ve sanayi artıklarının elektrik yükünü artıran nedenler arasında yer aldığını bildirdi. Metabolizmanın hızlanmasının ve hormonlarda oluşan değişikliklerin de bahar yorgunluğuna neden olduğunu aktaran Mestcioğlu, sigara içenlerin, düzensiz beslenenlerin, ergenlerin, yaşamda belirli amaçları olmayanların, iş temposu yoğun olanların bahar yorgunluğuna daha çok yakalandığını ifade etti. Bazı kişilik özelliklerinin de bahar yorgunluğunun yaşanması için yatkınlık oluşturabildiğini anlatan Mestcioğlu, "Değişime açık olmayanlar, olumsuz senaryolar yazma eğilimi gösterenler, zorluklara karşı tahammül etme becerisi daha az bulunanlar, yenilgiyi çabuk kabul edenler bahar yorgunluğunu daha belirgin olarak hissedebiliyorlar." diye konuştu.

Bahar yorgunluğunun bir hastalık olmadığı ancak gerekli önlemler alınmazsa kronik yorgunluk ve tükenmişlik sendromuna dönüşebildiği uyarısında bulunan Özlem Mestcioğlu, şu bilgileri verdi: "Tükenmişlik sendromu müdahale edilmesi gereken bir durumdur, düzelmemesi halinde oldukça ciddi sorunlara neden olabilmektedir. İş yaşamında; performans düşüklüğü, insanlarla ilişkilerde bozulmalar, aile ve sosyal yaşantıda ise ilişki sorunları yaşanabilmektedir. Kişiler iç dünyalarında giderek daha mutsuz olmakta, keyifsizleşmekte, tüm dünyayla ilgisini yitirme noktasına kadar gelebilmektedirler."

Yorgunluğu nasıl yenebiliriz?

Lifli sebzeler, yeşil sebze ve meyve, domates, patates, kayısı tercih edilecek yiyeceklerdendir. En önemli öğün ise kahvaltıdır, kahvaltı mutlaka düzenli biçimde yapılmalıdır.

Günde en az 3 litre su tüketilmelidir.

Çalışma ortamının havası her zaman temiz olmalıdır.

Uyku ritmine özen gösterin. Sabahları erken kalkmak önemlidir.

Açık havada özellikle de sabah saatlerinde yapılan yürüyüşler yararlıdır. En az 15-20 dakika süreli sabah ve aç karnına yapılan jimnastik faydalıdır.

Kronik yorgunluk sendromunun geliştiği hallerde çalışma temposunu düşürmek ve kısa tatiller uygun olabilir.

Metabolizma hızınızı ölçtürmeden diyet yapmaya başlamayın

Bilinçsizce yapılan diyetler, bazal metabolizma hızını yavaşlatarak, kilo vermenizi engelliyor.

Bu durumda da "diyet yapıyorum zayıflayamıyorum" cümlesi sık sık söyleniyor. Göztepe Medical Park Hastanesi'nden İç Hastalıkları Uzmanı ve Obezite Kliniği Sorumlusu Dr. Yavuz Furuncuoğlu, diyet yapmaya karar veren herkesin önce enerji ihtiyacını doğru şekilde saptayıp metabolizma hızını ölçtürmesi gerektiğini söyledi. Furuncuoğlu, bazal metabolizma hızının kullanılan oksijen miktarı belirlenerek ve oluşan kalori ölçülerek bulunabileceği gibi hesaplama yöntemi ile de tahmin edilebileceğini belirtti. Diğer bir yöntem ise kanda proteine bağlı iyot miktarını ölçerek bazal metabolizma hızını görmek olduğunu aktaran Furuncuoğlu, bazı hastalıkların bazal metobolizma hızını etkileyebileceğini söyledi. Buna göre korku, öfke vs. gibi sinirsel anlar, zehirli guatr, hipofiz ve böbrek üstü bezi hastalıkları, gebeliğin son üç ayında ve bazı ilaçlar bazal metabolizmayı yükseltiyor. Bazal metabolizmayı düşüren durumlar ise şunlar: Beslenme yetersizlikleri, uyku anı, anemi (kansızlık), bazı psikiyatrik hastalıklarda ve genetik hastalıklarda, hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması durumunda), hipofiz ve böbrek üstü bezi hastalıkları ile yine bazı ilaçlar.

Öğün atlamamaya özen gösterin
Günde en az 2-2,5 litre sıvı tüketmeye özen gösterin.
Kesinlikle öğün atlamayın. Diyette yer alanlar dışında fazla veya eksik yemeyin.
Zeytinyağlı sebze yemek tercihinizi yaparken az yağda pişmiş olmasına dikkat edin.
Kesinlikle kızarmış sebze yemeklerini tercih etmeyin.
Çay, kahve şekersiz olmak şartıyla istenilen miktarda tüketilebilir.
Açlık hissi duyduğunuz anda havuç veya 1 avuç beyaz leblebi yiyebilirsiniz.
Günde bir su bardağından fazla soda tüketmeyin.