Kilonuzu korumanız için yapmanız gerekenler

Obezite sorununun çığ gibi büyüdüğü günümüzde neredeyse herkes fazla kilolarından şikâyetçi. Fakat zayıflama yöntemlerinin birçoğunun ortak noktası; ne yazık ki oldukça sağlıksız olmaları

Zayıflamak zor değil önemli olan kalıcılığı
Kişilerin zayıflamak için mucize araması ve genellikle bu konuda sabırsız olmaları, dünyada ve ülkemizde zayıflama sektörünün oluşmasına ve neredeyse her gün yeni bir zayıflama yönteminin icat edilmesine yol açıyor. Zayıflamada kalıcılığın nasıl sağlanacağını Alman Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Şeber anlattı:

NEDEN DERT DEĞİL?

Zayıflamanın tek kuralı vardır, o da besinlerle alınan günlük enerjiden daha fazlasını harcamak. Bu nedenle bilimsel olmayan bütün zayıflama yöntemlerinin yanında, düşük kalorili ve son derece tehlikeli diyetler verilir. Kişi aldığı enerjinin oldukça azalmasına bağlı olarak hızla kilo kaybederken, bunun nedeninin uyguladığı diyetin olduğunu düşünmez. Tam aksine, denediği yöntemi "mucize" olarak değerlendirir.

3 ALTIN ANAHTAR

# Kişiye özel beslenme: Kişinin beslenme programı parmak izi gibidir, sadece kendine özeldir. Zayıflama diyetlerinde de kural değişmez. Çünkü beslenme programının başarı sağlayabilmesi için beslenme programının yaş, cinsiyet, vücut yapısı, sağlık durumu, kan tablosu, sosyal yaşam, iş koşulları ve beslenme alışkanlıkları gibi birçok faktör göz önünde bulundurularak düzenlenmesi gerekir. Bu şekilde hazırlanan bir programın başarısızlık ihtimali oldukça düşüktür.

# Düzenli fiziksel aktivite: Egzersiz, günlük harcanan enerjiyi arttırması nedeni ile kilo yönetiminde başarı sağlanmasında önemli rol oynar. Haftada 3 kez, 45-60 dakika enerji harcamasını arttıran egzersizlerin yapılması genel sağlığın korunması için önemlidir. Fakat bir egzersiz programına katılma imkânı olmayanlarında günde 45 dakika orta tempolu yürüyüş yapması gerekir.

# Yaşam Stili Değişikliği:

Zayıflama programı süresince sürdürülen sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite uygulamaları alışkanlık haline getirilmelidir. Bu basamakta kişiye diyetisyeni, egzersiz antrenörü ve danışman psikolog yardımcı olmalıdır.

ZAYIFLADIM YA ŞİMDİ

Zayıflama programını tamamladıysanız ve istediğiniz kiloya ulaştıysanız yapmanız gerekenlerin bittiğini sanmayın. Esas göreviniz şimdi başlıyor: Eğer zayıflama programı bittikten en az 2 yıl sonra 3 kilodan fazla almadıysanız başarılı olduğunuzu gururla söyleyebilirsiniz.

Kilonuzu korumak için yapmanız gerekenler:

# Zayıflama programında iş birliği yaptığınız profesyoneller (diyetisyen, egzersiz uzmanı vs.) ile ilişkinizi koparmayın.

# İstediğiniz kiloya ulaştıktan sonra da uzmanlar ile başta ayda bir, sonra 3 ayda bir, sonra da 6 ayda bir görüşmeyi ihmal etmeyin.

# Eğer tekrar kilo almaya başladıysanız sebeplerini belirleyin ve çözümler için uzmanınız ile çalışmaya bir süre daha devam edin.

# Yeni alışkanlıklarınızı devam ettirmek için kendinize motivasyon yolları yaratın.

HAFTADA YARIM KİLO

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre haftalık sağlıklı kilo kaybı 500 gram ila 1 kilo arasında olmalıdır. Daha hızlı kilo vermekse birçok sağlık sorununa yol açabilir. Haftada 1 kg'dan daha fazla kilo vermek size mutlu edici gelebilir, ama bu durum ileride daha mutsuz olmanıza neden olacaktır. Çünkü hızlı kilo kayıplarında; kas kitlesinden ve vücut suyundan kayıplar yaşanır. Vücut yağ dokusunda azalma olmaz. Metabolik hız yavaşlar ve daha sonraki dönemlerde kilo vermek ve korumak zorlaşır.

Kaynak : Yeni Şafak

Ağız kokusunu gidermek için neler yapılmalıdır?

*Öncelikle ağız kokusunun ağız içi bir nedenden kaynaklanıp kaynaklanmadığı bir dişhekimi tarafından tespit edilmelidir.

* Ağız içinde çürük dişler , kanayan dişetleri , iyi temizlenmemiş protezler varsa gerekli tedaviler yapılmalıdır.

* Diş ve dişetleri sağlıklı hale getirildikten sonra bu durumun korunması için düzenli olarak diş fırçası ve diş ipi kullanılmalıdır

*Ayrıca dilin üzeri de mutlaka fırçalanmalıdır. Bu iş için özel olarak üretilmiş dil fırçalarının kullanılması
daha da uygundur.

*Şekersiz sakız çiğneyerek tükürük akışını arttırmak gıda artıklarının temizliğine katkıda bulunacaktır.

*Ağız gargaralarının kullanımı ağız kokusunun azalmasına yardımcı olacaktır./_newsimages/5248884.jpg

*Eğer dişhekimi ağız temizliğinin yeterli olduğunu tespit ederse o zaman ağız dışı kaynaklar araştırılmalı ve konunun uzmanı ile görüşülmelidir.

AĞIZ KOKUSU NEDİR?

Ağız kokusu bireylerin hem sağlığını hem de sosyal yaşamını doğrudan etkileyen bir sorundur.

Ağız kokusu ; bazı bakterilerin ağız içindeki gıda artıkları ile birleşerek oluşturduğu hoş olmayan kokudur.

Bu sorun genellikle ağız içi nedenlerden kaynaklanmaktadır,ancak daha az sıklıkla olmakla birlikte bazı sistemik hastalıkların da ağız kokusuna neden olduğu bilinmektedir.

Bu koku özellikle sabahları ağızda belirgin halde hissedilir. Ancak sağlıklı bireylerde ; sabahları oluşan bu koku dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanılması ile ortadan kalkar.

Ağız bakımı sağlanmasına rağmen koku devam ediyorsa, dişhekimine başvurulmalıdır.

AĞIZ KOKUSUNUN NEDENLERİ

*Diş aralarında , dil üzerinde ve diğer çevre dokularda kalan yiyecek artıklarının ağız içindeki bakteriler aracılığı ile kötü kokulu bileşiklerin oluşmasına sebep olmaktadır.

*Ayrıca ; ağız bakımı eksikliğine bağlı olarak oluşan bu ortamda , diş çürükleri ve dişeti hastalıkları da meydana gelerek tabloyu ağırlaştırmaktadır.

*İyi temizlenmeyen protezler de benzer şekilde ağız kokusunun daha şiddetli hissedilmesine neden olmaktadır.

* Tükürük ağızda kokuya neden olan gıda artıklarının temizlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Bazı ilaçların sürekli kullanımında, tükürük bezleri ile ilgili hastalıklarda veya sürekli ağız solunumu yapan kişilerde, tükürük azlığına bağlı olarak ağız kokusu gelişebilir.

*Yediğimiz bazı yiyecekler de ( soğan , sarımsak , et , balık , peynir vb.) nefesimizin kötü kokmasına neden olabilir. Dişlerin ve dilin temizlenmesi ile bu koku ortadan kalkmaz.Kokuya neden olan yiyecek vücuttan bütünüyle atılana dek koku devam edecektir.

*Benzer şekilde tütün ürünleri ve alkol de ağız kokusuna neden olurlar. Bu alışkanlıklardan bütünüyle vazgeçmedikçe ağız kokusu devam edecektir.

Kaynak : Hürriyet

Stresle Başa Çıkmanın Yolu

Çağın hastalığı olarak nitelendirilen strese en iyi dayanan kişiliklerin hoşgörülü ve esnek yapıya sahip olan insanlar olduğu kaydedildi. Acıbadem Tıp Merkezi’nden Psikolog Ayşegül Aydın, strese dayanıklı olabilmek için katı olmamak gerektiğini belirterek, strese en dayanıklı olanların dünyaya ve insanlara hoşgörüyle yaklaşan, esnek kişilik yapısına sahip insanlar olduğunu ifade etti.

Psikolog Ayşegül Aydın, yaptığı açıklamada, stresle baş edebilmenin yollarına ilişkin bilgi verdi. Aydın, stresi kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına gösterdiği tepki durumu olarak tanımlarken; kaygı, aşırı uyarılmışlık hal, engellenme, duygusal çöküntü, gerginlik ve çatışmaların stresi ortaya çıkardığını kaydetti.

Stresi; günlük stresler (trafik sıkışıklığı ve ev yaşamındaki sıkıntılar, aksamalar), gelişimsel stresler ve hayat krizleri olarak üçe ayıran Aydın, gelişimsel streslerin, kişinin kronolojik yaşıyla bağlantılı yaşanan ergenlik, orta yaş krizleri, menopoz dönemi krizler, hayat krizlerinin ise, insan hayatına önemli ölçüde yön veren, etkileyebilecek olaylar, ölümler, boşanmalar, ayrılıklar, hastalıklar olarak sıraladı.

STRESİN EN ÇOK YAŞANDIĞI MESLEKLER

Genel anlamda stresin, kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına gösterdiği tepki olarak da ifade eden Psikolog Aydın, günlük yaşam krizlerinin ve mücadelenin çok fazla yaşandığı ve başa çıkmanın zorlaştığı meslekler; öğretmenlik, polislik, fiziki koşulları zorlayıcı, tozlu, gürültülü, aşırı sıcak ya da soğukta çalışılan işler, vardiyalı ya da gece işleri; yoğun rekabet ve zaman baskısı altında çalışan cerrahlar ve gazetecilerin en çok stres yaşayan meslekler arasında saydı.

“STRESE EN İYİ DAYANANLAR HOŞGÖRÜLÜ VE ESNEK KİŞİLER”

Strese dayanıklı olabilmek için katı olmamak gerektiğine dikkat çeken Ayşegül Aydın, “Esnek yapıyı insan ilişkilerine yansıtmak, en küçük hatalarda parlamamak, affedici olmak, şans vermek gerekiyor” dedi. Aydın strese dayanıklı esnek kişiliklerin özelliklerini de şöyle sıraladı:

“.Esnek kişilik yapısında kişiler iş ve sosyal çevrelerinden kopuk olmayan

.Olaylara daha geniş açıdan bakabilen

. İyi iletişim kuran

.Rekabet, saldırganlık, gibi durumlarını kontrolde tutabilen

.Yaşamdan ve insanlardan olumlu beklentileri olan

.Gelecek planları bulunan

.Mücadele ve değişiklikten zevk alan

.Aşırı mükemmeliyetçi olmayan

.Her şeyi kontrol saplantıları bulunmayan

.Hoşgörülerini hep en üst düzeyde tutmaya çalışan.”

STRESLE BAŞETMEDE STRATEJİ ÖNEMLİ

Stres yönetiminde başarısız olan kişilerin yanlış baş etme stratejilerini çok kullandığını belirten Aydın, “Ya uygun olmayan kaçma, saldırganlık ya da içe kapanma gibi davranışlar geliştiriyorlar. Ya da çok fazla mücadele ederek kendi imkanlarını zorluyorlar. Başarısız olunca da alkol ve sigaraya başvuruyor ki bu da uzun vadede fizyolojik ve psikolojik bağımlılığa yol açıyor. Bir diğer yanlış strateji, kendini aldatmaya yönelik davranışlar; görmezden gelme, başkalarını suçlama, inkar gibi” diye konuştu.

Stresle baş edebilmek için fiziki aktivitelerin yapılması önerisinde de bulunan Aydın, bunun doğru nefes teknikleri ve bir takım gevşeme teknikleri ile birlikte uygulanmasının daha yararlı olacağı ifade etti. Aydın, bedende rahatlama sağlanmasının bireyin duygu ve düşüncedeki olumsuzluklarla çok daha kolay baş edebilmesini sağlayacağını vurguladı. Ağır sporları önermediklerini, sevilen fiziksel egzersizlerin yapılması gerektiğine işaret eden Aydın, “Zorlanmadan yapabilecekleri açık hava yürüyüşlerinin bile çok yararlı olduğuna inanıyoruz. Bu aynı zamanda kaliteli ve derin uyku alınmasını da sağlar ki bu durum stresle baş etme için önemli faktörlerden biridir” dedi.

Kaynak : Hürriyet

Aclık Hissettirmeyen Diyet

Ben aç kalmaya hiç dayanamam, abur cuburu çok severim’ diyorsan, bu diyeti uygulayabilirsin. Diyeti tam olarak uyguladığında hiç açlık hissetmeden haftada 1,5 kg. verdiğini göreceksin.

Uyanınca
1 bardak oda sıcaklığında su

Kahvaltı
1 su bardağı şekersiz süt,
1 kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir
1 adet söğüş salatalık, 1 ince dilim kepek ekmeği

Kuşluk
1 porsiyon mevsim meyvesi ya da bir kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir
1 adet galeta

Öğle
4 köfte büyüklüğünde (120 gram), et, tavuk, balık ya da 6 çorba kaşığı kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek
1 su bardağı kaymaksız yoğurt
1 porsiyon yağsız limonlu söğüş salata
1 ince dilim ekmek

İkindi
Bir porsiyon mevsim meyvesi
Şekersiz çay
1 kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir
1 adet galeta

Akşam
Öğle yemeğinin benzeri
(20.30'da ve 21.30'da) 1 porsiyon mevsim meyvesi, istenirse (22.30'da) 1 kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir ve 1 adet galeta

Yatarken
1 bardak oda sıcaklığında su

Kaynak : Hürriyet

Açlık Uyandıran Yiyecekler

Havuç, mısır, bezelye ve patates gibi glisemik indeks değerleri yüksek besinlerin sürekli açlık hissi yarattığını biliyor muydunuz?

Besinlerin, kan şekerini yükseltme hızlarına "glisemik indeks" adı verilir. Her besinin, yemek sonrası kan şekerini yükseltme hızı farklıdır. Glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler devamlı açlık hissi yaratırlar. Havuç, mısır, bezelye ve patatesin glisemik indeks değerleri yüksektir. Faydalarına rağmen bu besinler dikkatli alınmalıdır.

Patates: Patates önemli bir C vitamini kaynağıdır. B6 vitamini, bakır, potasyum, manganez, triptofan ve diyet posası içerir. Patates yapısında bulunan bileşikler kan basıncını düşürücü etki gösterir. DNA sentezinden, kan hücrelerinin yapımına, hücreler arası iletişimi sağlayan fosfolipidlerin sentezlenmesine, kalp sağlığını korumaya, beyin ve sinir sisteminin aktivitesine, fiziksel performansın artırılmasına kadar pek çok işlevde görev alır. Ayrıca patates, özellikle kabuğuna yakın kısımlardaki yüksek posa içeriği ile kolesterolün düşürülmesine, kolon kanserinin önlenmesine yardımcıdır.

Havuç: Havuç önemli bir antioksidan kaynağıdır. A vitamini öncüsü beta karotenin çok önemli bir kaynağıdır. K ve C vitamini, diyet posası, potasyum, B6 vitamini, manganez, molibden, B1 ve B3 vitamini, fosfor, magnezyum ve folat içerir. Karotenoidler kalp hastalıkları riskini azaltan, özellikle gece görüşünü sağlayan, maküler dejenerasyona ve katarakt gelişimine karşı koruyucu etki gösteren önemli bileşenlerdir. Ayrıca karotenoid tüketimi pek çok kanser riskini azaltmakta, kan şekeri dengesini sağlamakta, insülin direncini ve yüksek kan şekeri düzeylerini olumlu etkilemektedir. Havuç kolon kanserine karşı da koruma sağlar.

Bezelye: Bezelye besin öğeleri yönünden zengindir. 8 vitamin(K, C, B1, B2, B3, B6, A, folat), 7 mineral (manganez, fosfor, magnezyum, bakır, demir, çinko, potasyum), diyet posası ve protein kaynağıdır. Zengin içeriği sağlığı olumlu etkiler. Kemik sağlığını koruyan önemli besin öğelerini içerir. Bezelye aynı zamanda folik asidin ve B6 vitaminin de önemli bir kaynağıdır. Yapısındaki K vitamini ile de kanın akışkanlığını sağlayarak kalp sağlığını korumaya destek sağlar. Bezelye içeriğindeki C vitamini ile de kanserlere karşı koruyucu etki gösterir.

Mısır: Mısır tiamin (B1 vitamini), folat, diyet posası, C vitamini, fosfor, manganez ve pantotenik asit (B5) içerir. İçeriğindeki zengin folat ve posa nedeniyle kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar. Mısır, akciğer kanseri gelişim riskini önemli düzeyde azaltan beta-kriptoksantin yönünden zengindir. Tiamin için çok iyi bir kaynak olan mısır, hafızanın güçlenmesine yardımcıdır. Ayrıca strese karşı vücudun savunmasını sağlar.

Kaynak : Hürriyet

Kalp sağlığı için egzersiz

Asansör ve yürüyen merdiven gibi olanaklar yüzünden hareket etmeyi adeta unuttuk. Hareketsiz yaşam kalp hastalığı oluşmasında önemli bir risk

Kalp sağlığı için egzersiz
Kalbinizi korumak için düzenli olarak egzersiz yapmaya özen gösterin. Son yıllarda kalp ve damar hastalıklarından korunmada düzenli egzersizin olumlu etkileri daha sıkça vurgulanıyor. Eskiden, kalp rezervini harcamamak adına zamanının çoğunu istirahatte geçirmesi tavsiye edilen kalp yetersizliği olan hastalarda bile günümüzde düzenli egzersizin yararlı etkileri konusunda görüş birliği var. Artık fiziksel aktivitesi olmayan bir yaşam tarzı, sigara, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon gibi majör risk faktörleriyle eşdeğer bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç.Dr. Enis Oğuz, sporun kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini anlattı.

SPOR İÇİN YAŞ ÖNEMLİ

Düzenli yapılan egzersizler; kalp ve akciğer fonksiyonlarını olumlu yönde etkiler, hipertansiyonda kan basıncının düşürülmesine yardımcı olur. Vücuttaki yağ oranını azaltır, total ve LDL (kötü huylu kolesterol) düzeyini düşürür HDL (iyi huylu kolesterol) düzeyini artırır, stres ve depresyona direnci artırır, ortopedik yaralanmaların oranını azaltır. Kalp sağlığını korumak için haftada en az 4 gün 30-60 dakika süreyle egzersiz yapmaya özen gösterilmeli. Bunun için yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilir ya da yüzebilirsiniz. Egzersizleri hafif bir yemeğin ardından 1-2 saat sonra yapın. Açık havada egzersiz yapıyorsanız aşırı soğuk ve sıcak havalarda yapmayın. Yaşınıza, göre sizin için en uygun egzersiz biçimini doktorunuz size söyleyecektir.

Kaynak : Yeni Şafak

Kilolar neden geri alınır?

Verdiğiniz kiloları geri alıyorsanız, bir sorun var demektir. Kilo koruma dönemlerinde bir veya iki kilogramlık artış, beklenen bir durumdur. Daha fazla kilo artışı yaşanmış ise, bunun nedenleri araştırılmalıdır.

Test yaptırmak şart!
Suadiye Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Diyetisyen Oya Yüksek, kaybedilen kiloların neden geri alındığını şu sözlerle açıkladı: "Zayıflama programına başlamadan önce bazı hormon testleri yapılmalıdır. Hormonlardaki herhangi bir sorun, kısa sürede kilo kaybı sağlamada bir problem oluşturmasa bile, ileriki dönemde kilonun kolay kazanılmasını sağlar." Yüksek, yapılan başlıca diyet hatalarını ise şöyle sıraladı:

Başlıca diyet hataları

1- Çok düşük kalorili diyetler yapmak: Her vücudun belli bir kaloriye ihtiyacı vardır. Şok diyetler, kısa süreli kilo kaybı sağlasa bile sonradan kilo almayı hızlandırır.

2- İdeal kilonun da altına inmeye çalışmak: Cinsiyete, boya ve yaşa bağlı olarak herkesin sahip olması gereken bir ideal kilo vardır. Bu kilonun altına düşülmeye çalışıldığında vücut direnç göstermeye başlar ve koruma dönemlerinde hızlı bir kilo artışı gözlenebilir.

3- Yoyo etkisi: Yoyo etkisi, kilo verip tekrar alma döngüsüdür. Bu, sürekli tekrarlandığında metabolizmayı yavaşlatıcı etki gösterir.

4- Yeme davranışlarının uzun süreli değiştirilememesi: Yeme davranışlarının psikolojik nedenleri zayıflama programına başlanırken mutlaka araştırılmalıdır. Bu problemler çözülmediği sürece, kilo artışı tekrar kendini gösterir.

Kaynak : Sabah

Zayıflamak İçin Basit Öneriler

Eğer diyet yapıyor ve beslenmenizi salata, ızgara ve diyet ürünlerle sınırlıyor, ekmeği kıstığınız halde bir türlü kilo veremiyorsanız yanlış yoldasınız! Aşağıdaki basit önerilerle hayat tarzınızda değişiklikler yaparak zayıflayabilirsiniz:

• Ayakta durarak veya yürüyerek daha fazla zaman geçirin.

• Ev veya bahçe işlerine daha çok zaman ayırın.

• Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı yollamayın.

• Telefonla konuşurken ayakta durun.

• Merdivenleri birkaç kalori yakma fırsatı olarak görün ve kullanın.

• Her gün yarım saat daha az televizyon izlemeye çalışın. TV izlerken ütü yapın.

• Kısa mesafelerde araba kullanmayın. Markete gittiğinizde en uzak köşeye park edin.

• Her gün düzenli yürüyüş yapın. Hafta sonları park yürüyüşleri ve bisiklet gezileri yapın, yüzün.

• Fırsat buldukça dans edin.

• İzlemekten zevk aldığınız bir spora başlayın.

• Ev işi yaparken hareketli müzikler dinleyin.

• Öğün atlamayın. Sabah kalktığınızda görebileceğiniz bir yere "kahvaltı et" yazılı bir kağıt asın. Kahvaltıyı akşamdan hazırlayın. Kahvaltı yapmadığınızda hissettiklerinizi bir kağıda yazın.

• Tatlı yemek istediğinde bir bardak su için veya 100’e kadar sayın. Tatlı yemeye başlarsanız 15 kez derin nefes alın.

• Canınız yemek istediğinde kendinizi ince hayal edin.
• Yemeğe başlamadan önce 50’ye kadar sayın.

• Her lokmadan sonra çatalı elinizden bırakın ve bir yudum su için.

• Yemek süresini uzatın. Çünkü tokluk duygusu en erken 10, ortalama 20 dakikada oluşur.

• Kızartmalardan uzak durun.

• Ekmeğe tereyağı sürmeyin.

• Sosları yemeğinizden ayrı olarak isteyin.

• Yağsız sebzeleri tercih edin.

• Kremalı soslu yiyecekleri seçmeyin.

• Bol su için.

• Tatlı yerine, sık yemediğiniz bir meyveyi deneyin.

• Bir öğünde fazla yerseniz, bir sonraki öğünü sadece peynir ve salata ya da yoğurt ve salata ile geçiştirin.

10 altın kural

1- Yemek yaparken ölçülerinizi küçültün. Daha az miktarda yemek yapın.

2- Alışverişe gitmeden önce bir liste hazırlayıp listeye sadık kalın.

3- Kendi siparişiniz olmayan yemekten yemeyin.

4- Yemeğinizi bitirir bitirmez sofradan kalkın.

5- Artan yemekleri içi görünmeyen kaplarda saklayın.

6- Yemeğinize konsantre olun, yemek yerken televizyon seyretmeyin, kitap gazete okumayın.

7- Şişmanlatıcı gıdaları kesinlikle evde bulundurmayın.

8- Tatlıya başlamadan önce biraz bekleyin ve hâlâ gerçekten aç olup olmadığınıza karar verin.

9- Her öğünde bol miktarda su için. (Günde en az 1.5 litre)

10- Bir şeyler atıştırmak istediğinizde sizi oyalayacak uğraşılar bulun.

Kaynak : Hürriyet

Canlı Ciltler İçin İpuçları

Cildinizin parlak, canlı ve gergin kalmasını bunun için çok fazla zaman harcamanıza, market market dolaşmanıza gerek yok. Kolayca bulunan sebze ve meyveleri öğünlerinize eklemeniz yeterli…

• Spagetti sosuna havuç rendeleyin. Varlığını bile fark etmeyeceksiniz ve içerdiği karoten cildinizi besleyecek.

• Ispanağın taze yapraklarını salata için ayırın. Ispanak diğer marul, göbek gibi salata çeşitlerinden daha fazla karoten içerir.

• Yumuşak meyveleri, yoğurtla ve taze meyvelerle karıştırın. Kayısı, şeftali, mango, papaya gibi meyveler günlük beslenmenizdeki karoteni yükseltir.

• Garnitür için şarap bardağının içinde soğutulmuş ya da şampanya serpilmiş ve nane eklenmiş garnitür kavun gibi özel tatlılar cildiniz için yararlıdır.

• Akşam yemeği öncesi atıştırmak için dolapta hazır olarak brokoli bulundurun. Herkesin seveceği şekilde hafifi yağlı olarak servis edin.

• Meyveleri her akşam yemeğinin parçası yapın. Gece için taze ve soğutulmuş meyveleri salata olarak önceden hazırlayın. Yeni lezzetler için mango, papaya gibi tropikal meyveleri seçin. Tropikale yönelin.

• Pastaya veya domates salatasına, brokoli ve taze ıspanak ekleyin. Bunlar hemen hemen her tarife uygundur. Sulu salatalarda domates yerine papaya da konulabilir. Sadece lezzet değil, bol miktarda karoten de almış olacaksınız. Aynı eski portakal suları ya da elma suları yerine, ufkunuzu genişletin ve karoteni yüksek meyve sularını tercih edin.

Kaynak : Hürriyet

Zeka Küpü Besinler

Beslenme uzmanları, bilimsel araştırmaları inceleyip zeka gelişimine en çok katkı sağlayan gıdaları belirledi. İşte beynin çalışmasını artıran besinler...

Çilek: İçeriğindeki fisetin maddesi hafıza kaybının etkilerini azaltıp, bunamayı geciktiriyor.

Bitter çikolata: Magnezyum ve antioksidan içeriğiyle beyne oksijen taşıyarak daha aktif çalışmasını sağlıyor.

Tahıl: Önemli bir B vitamini kaynağı olan tahıllar, kan şekerini dengeliyor.

Patates: Kan şekerini dengeli olarak yükseltiyor bu sayede zeka daha verimli çalışıyor

Yoğurt: İçinde bulunan tirozin isimli madde hafızayı güçlendirip, beyni uyarıyor.

Üzüm suyu: Dopamin salgılanmasını arttırarak problem çözme yeteneğini geliştiriyor.

Leziz tadları görünce dayanamıyor insan tabi ama sınırını da bilmek şart! İşte o sınır foto galerilerde. Tıklayın!

Fasulye: Lif ve protein bir arada özellikle çocuklarda zekayı açıyor.
Kırmızı ve turuncu renkli sebzeler: Özellikle domates, havuç ve kırmızı biberde bulunan antioksidan beynin daha uzun süre sağlıklı kalmasını sağlıyor.

Somon: Omega-3 yağları hem beyni koruyor hem hafızayı güçlendiriyor.

Hergün düzenli olarak kahvaltı yapan kişilerin diğerlerine oranla daha başarılı ve verimli oldukları biliniyor. Yoğun bir güne başlarken; peynir, süt, yumurta gibi protein içeren besinlerden oluşan bir kahvaltı, şekerli çay ve simitten oluşan bir kahvaltıya kıyasla daha iyi sonuç almayı sağlıyor.

"Odaklanma" için ceviz, fındık, fıstık gibi sinirleri kuvvetlendiren yiyeceklerin yenmesini öneriliyor.

Uzmanlar yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini öneriyor. Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyardığını söyleyen diyetisyenler "Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir" önerisinde bulunuyor.
Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlar.

Yağsız kırmızı et: Tam bir demir deposu, özellikle sağlıklı alyuvarlar için vazgeçilmez... Beyin gelişimi için büyük yarar sağlıyor.

Kaynak : Hürriyet

Az su içmek yağı artırıyor

YETERLİ miktarda su tüketilmemesinin, vücutta biriken yağ miktarını artırdığı ve metobolizmayı olumsuz etkilediği belirtildi.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı'nda görevli Diyetisyen Canan Değirmenci, beslenme alışkanlığında yapılan en önemli hatalardan birinin yeterli su içilmemesi olduğunu söyledi. Günlük alınan su miktarı azaldıkça, vücutta depolanan yağ miktarının arttığını belirten Değirmenci, “Az su içildiğinde, vücut kendinde bulunan suyu tutmaya çalışır. Su yediklerimizin sindirilmesi ve emilmesi için gereklidir. Kabızlığın bir nedeni de az su içilmesidir. Kabızlık kilo artışını etkileyen bir bozukluk” dedi.

Yapılan en önemli hatalardan birinin de öğün atlamak olduğunu kaydeden Değirmenci, bu durumda kişinin bir sonraki öğünde doymak bilmediğini, atladığı öğünden çok daha fazlasını yediğini kaydederek, “Öğünü atlama kan şekerinin düşmesi, kabızlık, baş ağrısı, metabolizmanın yavaş çalışmasına neden olarak sağlığı bozar” diye konuştu.

Enerjisi yüksek, besleyici değeri az besinleri sık yemenin de beslenme hatası olduğunu vurgulayan Diyetisyen Değirmenci, “Çayı, kahveyi şekerli içmek, çikolatalara, alkollü içeceklere hayır diyememek, kızartmalara bayılmak, hamur işlerini masadan eksik etmemek kilolara yeni kilolar eklemekten başka hiçbir işe yaramaz” dedi.

‘DOĞRU ALIŞKANLIKLAR EDİNİLMELİ’

Canan Değirmenci, sürekli kilo alıp vermenin zayıflamak isteyen kişilerin en büyük sorunu olduğunu, kısa sürede hızlı şekilde verilen kiloların, metabolizma hızının yavaşlamasına, yeme bozukluklarına, moral bozukluğuna ve başarısızlık duygusuna neden olduğunu söyledi. Bu döngü tekrarladıkça, zayıflamaya çalışan kişilerin kalori gereksinmesinin azaldığını ve daha zor kilo verildiğini kaydeden Canan Değirmenci, sağıklı kilo kaybı ve verilen kilonun korunması için yeme alışkanlıklarında, fiziksel aktivite alışkanlıklarında kısacası yaşam tarzında doğru ve kalıcı değişiklikler yapılması gerektiğini vurguladı.

Kaynak : Hürriyet

Sivilcelere karşı çilek yiyin

Bol miktarda A, B ve C vitaminleri ile kalsiyum, demir ve fosfor gibi mineral maddeler içeren çilek, kansere karşı da önemli bir kalkan.

Uzmanlara göre çilek; kansere karşı koruyucu ve ilerlemesini önleyici özellikler taşıyor. Bağışıklığı güçlendiren ve besin değeri yüksek olan çilek; çocuk felci, ağız ve deri yaralarını oluşturan bazı virüsler için öldürücü etkiye de sahip. Çileğin diğer faydaları şöyle sıralanabilir: Ciltteki sivilce ve aknelere iyi gelir. İdrar söktürücü, romatizma ve gut hastalığı ağrılarını azaltıcı etkisi var. Sinirleri kuvvetlendirip, bağırsak kurtlarını döker ve ateş düşürür. Ancak çok güçlü bir besin olduğu için bazen alerjiye neden olabilir.

Çilek satın alırken; canlı kırmızı renkli ve lekesiz olanları seçin. Satın aldıktan hemen sonra tüketin. Buzdolabında 1-2 gün saklayacaksanız, saplarını koparmadan ve yıkamadan geniş bir kase içinde saklayın. Çilekleri yıkarken saplarını ayıklayın. Taze olarak sofrada yararlanılmasının yanı sıra çileğin pastası, reçeli, marmelatı, kompostosu, dondurması, şırası ve likörü de yapılabilir.

Kaynak : Hürriyet

İştahı kapatmanın yolları var mıdır?

Diyet yapmanın en zor yanı iştahı kontrol etmektir. Oysa pek inandırıcı gelmese de sık beslenip az yemek yemek işin temel sırrı. İşte iştahınızı kapatmanıza yardımcı olacak diğer yollar.

Diyet yapmak isteyip de iştahınıza engel olamıyorsanız, gün içinde sık ve az öğünler yiyerek, iştahın kontrolden çıkmasını önleyebilirsiniz. Yeme isteğini kontrol altında tutmak ve atıştırma krizinden kurtulmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelmek, bol bol su içmek, yiyecekleri iyice çiğnemek ve güç gerektiren egzersizler yapmak gerekiyor.

Vücutta enerji azalır azalmaz beyin, açlık hissetmeye yol açan kimyasal maddeler salgılar. Ancak beynin bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol eder. İşte, sıkıldığımız veya kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi budur. Ayrıca yemeklerin tadı, kokusu veya görüntüsü de açlık duygusuna sebep olabilir. Örneğin, yemek sonrasında canınız, tatlı vitrininde duran o dondurma kâsesinden çekiyorsa bunun sebebi kesinlikle aç olmanız değil, kontrolden çıkan yeme isteğinizdir.

Sık; ama az yiyin

Sık ve az öğünler yemek, iştahın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yoludur. Sağlıklı karbonhidratlara yönelin; çünkü bu besin türü, sindirim sisteminde daha uzun süre kalır ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli tokluk hissi sağlar. Yapılan araştırmalar, tat alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmenin, daha az miktarlarla yetinmeyi sağladığını ortaya koyuyor. Sürekli aynı yemeği yemek de tat alma mekanizmasının iptal olmasına ve kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissetmenize neden olur.

Kaynak : Zaman

Sağlıklı Yemek İçin 25 Öneri

"Ne yemek pişiricem?" bir dert. Ev hanımı iseniz her gün ne yemek pişireceğinizi düşünmekten sıkılmış olabilirsiniz veya evde farklı yaş gruplarından bireyler varsa ve hepsinin özel istekleri varsa işiniz zor.

Organize olmak iyi
Mutfağınızda sağlıklı yemek pişirme temel prensipse, lezzet ve sağlığı aynı anda yakalamakta güçlük çekiyor da olabilirsiniz. Ayrıca bir de kilo vermeye çalışıyorsanız mutfakta ne pişireceğinizi organize etmek iyice zorlaşmış demektir.

Besinleri doğru pişiriyor musunuz?

Mutfakta daha düşük yağ ve kalori için sağlıklı beslenme genel ilkelerini ve evdeki çocukları da düşünerek 25 farklı öneri hazırladık. Faydalı olması dileğiyle...

1. Sebze yemeği yaparken, bir kilo sebzeye iki yemek kaşığı sıvıyağ koyun. Etli sebze yemeklerinde ise dışardan yağ ilavesi yapmanıza gerek yok.

2. Pişirirken yağda kızartma, kavurma yerine haşlama, fırında ızgara veya sulu ısıda pişirme yöntemlerini kullanabilirsiniz.

3. Yemeklere lezzet vermek için sadece yağa ve sosa odaklanmayın. Sebze ve baharatlarla farklı tatlar yaratın.

4. Sos ve çorbaları krema yerine düşük yağlı sütle pişirin.

5. Evde tuzu ve yağı daha az tüketmesi gereken birey varsa herkese aynı tencerede yemek pişirin. Daha sonra bir miktar ayırıp tuz ve yağ ilave edin.

Kurabiyeye şeker yerine kuru meyve

6. Kurabiye ve keklerde şeker yerine kuru meyve veya az miktarda pekmez deneyin.

7. Dondurulmuş patatesi kızartmak yerine bir de fırınlayarak deneyin.

8. Yemek pişirmeye zamanınız yoksa sebzeyi haşlayıp salataya karıştırın veya yoğurtla deneyin.

9. Kek ve ya kurabiyelerde yağı azaltmak için yağsız süt tercih edin.

10. Izgaranızı sadece et, tavuk ve balık için değil, domates, biber, kabak, mantar, soğan dahil diğer tüm sebzeler için deneyebilirsiniz.

Tavuğu haşladıktan sonra yağını alın!

11. Tavaya yağ koymadan pişirme yapmak istiyorsanız biraz su damlatın ve kısık ateşte pişirme yöntemi uygulayın.

12. Fırında yağsız pişirme için yağlı kağıttan faydalanın.

13. Tavuğu haşladıktan sonra suyunu, üzerindeki yağı alıp daha sonra sebze veya çorbalarınıza ekleyebilirsiniz.

14. Katı meyve veya sebze sıkacağından çıkan posayı keklerin içine koyarak posa tüketiminizi artırabilirsiniz.

15. Bir yumurta ve iki yumurta beyazını karıştırın. Tavaya yağ yerine çok az su koyup sebzelerle beraber pişirin.

Canınız börek mi istedi?

16. Çay saati canınız börek isterse bir yufka içine üç yemek kaşığı lor peyniri, biraz maydanozla gözleme şeklinde dörde katlayın. Bir tatlı kaşığı zeytinyağla üç yemek kaşığı light yoğurdu üzerine sürün ve teflon tavada hafif ateşte iki yüzünü pişirin.

17. Pirinç yerine bulgur tercih edin. Glisemik indeksi düşük olan bulgur, kan şekeri seviyenizi dengeler, içerdiği lif ve proteinler pirince göre daha yüksektir. İki yemek kaşığı bulgur bir ince dilim ekmeğe eşittir.

18. Hamurlu ve yağlı tatlılar yerine meyveleri fırınlayın veya kuru meyvelerle tatlı yapmayı deneyin.

19. Meyve suyundan gelen kaloriyi azaltmak için sulandırın veya maden suyuyla karıştırın.

20. Domates ve soğanı yemeklerde bol kullanın. Kalori değeri düşük, su oranı yüksek olduğu için doyurucudur ve antioksidant kapasitesi yüksek.

21. Et veya tavuğun yanına karbonhidrat içeren patates, pilav yerine kalorisi çok düşük olan mantarı seçin. Soğan, domates ve taze sebzelerle sote edebilirsiniz.

22. Patatesi kızartmak yerine fırında sütle pişirmek çocuklarınız için çok daha iyi bir seçimdir.

23. Yulaf, kepek unu ve kuru meyvelerle kendi müslinizi hazırlayabilir, fındık, ceviz, badem ekleyebilrisiniz.

24. Tarçın şeker ihtiyacını azaltır meyve salatası, bitki çayları ve sütünüzün içine eklemeyi deneyin.

25. Evde mutlaka taze sebze ve meyve bulundurun. Çocuğunuzun atıştırma alışkanlığı varsa salatalık, havuç ve minik domateslere farklı şekiller verin.

Kaynak : Hürriyet

Kanserin İlacı Elma

Elma deyip geçmeyin. ABD'de, elma kabuğundaki 'triterpenoids' adlı maddenin, laboratuvar ortamında kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği veya öldürdüğü tespit edildi. Prof. Dr. Hakkı Gökbel, elmanın sağlıklı yaşam için vazgeçilmez meyvelerden olduğunu, ülkemizin hemen hemen her yerinde bol miktarda yetişen elmanın düzenli olarak tüketilmesinin, sağlık açısından yarar sağlayacağını söyledi. Gökbel, elmanın, sağlık açısından bugüne kadar bilinmeyen yararlarının öğrenilmesi ve özellikle çağın neredeyse en önemli sağlık sorunu haline gelen kanserle mücadelede kullanılabilirliğinin tespit edilmesi için gelişmiş ülkelerde çalışmalarının sürdüğünü anlattı. Özellikle karaciğer kanseri, kalın barsak kanseri ve göğüs kanserine karşı koruyucu etkiye sahip olan elmanın bu özelliğinin, elma kabuğunda izole edilen "triterpenoids" adı verilen maddeden dolayı olabileceğinin bilimsel çalışmalarda ortaya konulduğunu anlatan Gökbel, "Daha önce yapılan çalışmalarda elmanın, farelerde meme tümörüne karşı etkili olduğu ortaya çıkmıştı. Bu son çalışma, etkili bir kanser ilacı üretmeye yönelik bir adım sayılabilir" dedi.

Kaynak : Yeni Şafak

Bilinçsiz spor kalp krizini tetikliyor

Uzmanlar, bilinçsiz spor yapılması ve beslenme alışkanlığının değişmesiyle birlikte etkisini gösteren kalp krizinin, genç-yaşlı ayrımı yapmadığı uyarısında bulunuyor.

Kalbe hangi yaşta olursa olsun gereğinden fazla yüklenmenin, tehlikeli ritim bozukluğuna neden olduğunu kaydeden uzmanlar, bu durumun çoğu zaman ölümle sonuçlandığını belirtiyor.

İnsanların bilinçsizce, düzenli olmak yerine sadece akıllarına geldiğinde spor yapmaları ve kilo verme adına çeşitli spor dallarıyla uğraşmaları kalp krizini tetikleyen en büyük faktörler arasında yer alıyor. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Namık Kemal Karayol, kalp krizi riskinin 10-20 yaş arasına kadar indiğini, özellikle gençlerin fazla efor sarf edilmesi ile birlikte gelen göğüs ağrılarını mutlaka dikkate almaları gerektiğini vurguladı.

Kalp krizinin artık her yaşta görülebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Eryol, hipertansiyon, obezite, sigara ve alkol problemi olan insanların, çok daha dikkatli olması gerektiğine değindi. Eryol, Türkiye'de genellikle kilolu olan vatandaşların spor salonlarına giderek kısa sürede kilo verebileceğini, yine aynı şekilde halı sahalarda futbol maçları yaparak fazla kilolarından kurtulabileceği düşündüğünü ifade etti. Eryol, "Genellikle halı sahalar bu amaçlar için kullanılıyor. Ancak durum vatandaşların düşündüğü gibi değil. Aksine kilolu olan, sigara ve alkol kullanan kişilerde kalp krizi riski çok daha fazla. Böylesi kötü alışkanlıkların üzerine birde kalbin gereğinden fazla yorulması, kalp krizini kaçınılmaz hale getiriyor." diye konuştu.

Gençlerin göğüsleri ağrıdığı zaman kalp hastalığını göz önünde bulundurmama gibi bir handikapları olduğuna değinen Doç. Dr. Karayol, hangi yaşta olursa olsun kalbe çok fazla yüklenmenin tehlikeli ritim bozukluğuna neden olacağına değindi. Doç. Dr. Karayol, hipertansiyon hastasının kalp duvarlarının kalın olduğunu, böyle bir şikâyeti olan kişinin tehlikeli ritim bozukluğuna maruz kalması sonrasında hayatını kaybedebileceğini açıkladı. Kalp hastalığı belirtisi olan insanların, spor yaparken daha dikkatli olmalarını önerdi.

Kalp krizini artıran sebepler

Yaygın olarak görülen kalp krizlerinde yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve şeker hastalığı gibi üç risk faktörünün oluşmasında en büyük rolü şişmanlık oynuyor. Kriz ise şu belirtilerle ortaya çıkıyor: Aniden gelen ve ezici bir basınçla hissedilen, sabit, 20 dakika veya daha uzun süren, kola, omuza, boyuna, çeneye, sırt ortası ve mideye vuran göğüs ağrısı. Aşırı terleme, bulantı, kusma, şiddetli halsizlik, korku, soluk, mavimsi gri deri rengi. Mavi tırnaklar ve nefes darlığı.

Kaynak : Zaman